<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669</atom:id><lastBuildDate>Sat, 13 Feb 2010 20:46:20 +0000</lastBuildDate><title>Bulunduğum Yerden Manzara...</title><description>Baktığım yerden hayata, bildiklerime, bilemediklerime,  yaptıklarıma, sevdiklerime dair gevezelik.</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/Blog.html</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>244</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6667039351922524523</guid><pubDate>Fri, 29 Jan 2010 15:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-29T18:37:56.776+02:00</atom:updated><title>Copacabana</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/Hotel_copacabana_palace-754289.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: justify;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px; " src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/Hotel_copacabana_palace-754192.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Istanbul’u ozledigimi, Rio’nun aksam trafiginde bir konsere yetismeye calisirken fark edecegim aklima gelmezdi. Yolda taksi soforu ile taktik gelistirerek konsere yetismek birden cok tanidik geldi. Istanbul’da eglenmek de, dinlenmek de, yasamak da surekli bir taktik gelistirme faliyeti gerektirdigi icin, Rio'daki bu halim birden kopru trafiginii hatirlativerdi bana. Ozleniyor mu? Ozleniyormus hakikaten.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Brezilya ile Turkiye gercekten cok benziyor. Duzensiz sehirler, bazisina polisin de giremedigi ‘favela’ gecekondu mahalleleri, eglenceye duskunluk, trafik icinde bogusan arabalar ve arabalarin icindeki insanlar, yuksek gelir semtlerinde yeni yapilmis buyuk alisveris merkezlerinde klimatize kurtarilmis bolgelerde gezen tozma pratigi burada da mevcut. Globallesme her yeri aynilastiriyor. Ancak Brezilya - Turkiye benzerligi gelismis bir ulke olmaya calisirken pek cok yapisal sorunla bogusmanin getirdigi ayri bir benzerlik.&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nufusun da, yuz olcumunun de bizden cok cok fazla olmasindan kaynakli avantajlari oldugu gibi dezavantajlari var. 8.5 milyon kilometre karelik alani ile Brezilya, dunyanin en genis alana yayilmis 5.ulkesi. Nufusu da yaklasik 200 milyon. Dolayisiyla ekonomi de sorunlari da cok buyuk. Yetismis, egitimli, cok farkli sektorlerde gelismis endustrileri olan bir ulke olmanin yani sira, kendisine bir istikbal yaratilamamis, issiz milyonlarin sokaklarda yasadigi, sefalet cektigi, sansli olanlarin plajlarda bira, kola, guarana vb. meyve suyu satma mucadelesi verdigi veya favela’larda nuyusturucu ticareti  yaptigi bir yer burasi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunun neredeyse dogal bir sonucu olarak guvenlik de ciddi bir problem ama sagduyu sahibi her Turk beladan olabildigince kacinabilir. Kurallar basit. Fotograf makinenizi, cantanizi sallaya sallaya tasimiyor, size yolda her denene inanmiyor, tekin olmayan taksi soforlerine karsi uyanik olmaya, mumkunse taksi duragi kullanmaya calisiyor, karanlik sokaklara girmiyorsunuz. Modernitenin bagrinda yetismis batili turistler icin zor olsa da, bizim icin anlasilabilir guvenlik onlemleri. Tabii benim gibi esmer birisi icin uygulamasi kolay olan bu kurallar, sarisin renki gozlu kisiler icin biraz daha uygulamasi zor olabilir. Neticede, ne kadar da suda balik olmaya calisirsaniz calisin, sarisin birisi gectigi zaman tum cadde donup bakiyor :)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Guvenlik mevzusunun temel bir yer teskil ettigi Rio de Janeiro’da, gorebildigim tek polisiye aktivite de, dun gece ana yolda trafigi kilitleyen alkol kontrolu ile Copacabana’nin ana caddesindeki kopya CD / DVD’cileri kovalama faliyetiydi. Her apartman, sirket, ofis, hatta sokaklar ozel guvenlikcilerle kendilerini korumaya, demir parmakliklarla, engellerle kalecikler yaratmaya calistiklari bir sehirde, polisin alkol ve kopya CD pesinde kosmasi da ironik olsa gerek. Tabii onlar da hakli, gecen hafta sehirin tekin olmayan Kuzey bolgesinde  bir favela mahallesine girmeye kalkan 6 normal vatandasin polis sanilarak otomatik silahlarla olduruldugu dusunulurse, sig sularda gezmek  gayet anlasilabilir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rio’nun iki ana bolgesi var. Zona Sul ve Zona Norte. Guney ve Kuzey. Guney sahiller, plajlar, eglence ve para demek. Kuzey ise favela’lar ve daha fakir semtleri barindiriyor.  Elbette her iki tarafta da istisnalar var. Zaten favela dediginiz sey, Rio’da her yerde. Copacabana'nin hemen yaninda da 2 tane favela mevcut. Gectigimiz gunlerde bir iki sehir merkezi deneyimi disinda genellikle Copacabana ve Ipanema’daydim.  Copacabana, guney Rio’da 4 km. lik meshur plaji ve dalga seklinde desenli mozaik kaldirimi ile taninan bir sahil semti. Semtin hemen bitisinde Copacabana kalesi ve sorfculerin ugrak yeri Arpoador sahili  ve daha az dalgali, daha mavi (akdeniz mavisi gibi degil, sadece Copacabana’nin yesiline gore daha mavi) Ipanema geliyor.  Copacabana’da yapimi yakin yillarda baslanan metro’nun 3 duragi bulunuyor. Bu yonde son durak da simdilik Ipanema. Birbirine paralel caddelerden cok sayida otobus geciyor ve yogun bir araba trafigi var. Dolayisiyla kaldiginiz yeri bu caddelerden secerseniz, egzos dumani ve trafik gurultusu icinde kalabilirsiniz. Copacabana ve Ipanema deyince akliniza sahil kasabalari gelmesin. Cok katli apartmanlarin bulundugu bir buyuk sehir mahallesinden bahsediyoruz.  Metro ve otobusten ayrica, sahil ve ikinci kordon diyebilecegim caddelerden giden dolmuslar da mevcut. Meger dolmus sadece bizde olan bir sistem degilmis. Elden ele para uzatmak dahil isleyis cok benziyor. Ama parayi akrobatik hareketlerle sofor degil ayakta duran muavin toplayip ust dagitiyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu semtlerde ve sanirim sehrin diger tum semtlerinde de, hemen her kosede bir meyve suyu bufesi ve yiyecek bufesi enflasyonu var. Yiyecek bufeleri cok guzel tropikal meyve sulari ile kiymali peynirli corek benzeri hamur isleri satarken, meyve suyu yapan bufeler ise bu konuda adeta uzmanlasmis. Taksim Kizilkayalardaki Atom'a benzer cok degisik karisimlar ve tatlar bulmak mumkun. Yazin sicaginda en revacta olan da Acai meyvesinden yapilan ve donmaya yakin sicaklikta sunulan Acai. Kumsalda da satilan bu icecegi, bu meyve suyu bufelerinden almanizi tavsiye ederim zira soguk soguk harika oluyor. Kumsal saticilarinin o soguklukta tutmasina imkan yok. Kumsal saticilari ayri bir film. Baska bir yazida bahsetmeyi dusunuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de Brezilya tarihi mevzusu var. Bayraginin ortasinda "order and progress" yazan, totaliter bir anlayistan bayragin dondan terlige her yere koyacak kadar rahatlamis sivil bir noktaya gelmisler. Ekonomik kalkinmislik farklarindan ve gelirden alinan payin farkliligindan olsa gerek,  ic ice yasayan irklar ve halklar arasindaki tansiyon biraz dikkatli bakinca goze carpiyor. Bu konular hakkinda yazip cizmek bence daha derin analiz ve deneyim gerektiriyor. Burada verisini toplamaya calistigim arastirma, is ortaminin kurumsal cercevesi konusunda mulakatlar yapmami gerektirdigi icin, zamanla biraz daha derin bir anlayis gelistirebilmeyi umuyorum. Bunlari tamamladigimda, Brezilya'nin sosyokulturel ortami hakkinda daha iceriden perspektifler de yazabilmeyi umuyorum.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-6667039351922524523?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2010/01/copacabana.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4034491414196051144</guid><pubDate>Fri, 29 Jan 2010 15:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-29T18:33:25.694+02:00</atom:updated><title>Rio de Janeiro</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/copacabana-758136.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: justify;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px; " src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/copacabana-758129.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ABD'nin karindan sogunundan kisindan daha ilk senemde bikip, iki proje arasina da uzunca bir bos sure sIkIsInca, "bir daha kim gelecek" dusturundan hareketle kalktim Brezilya'ya geldim. Onumuzdeki birkac hafta sizlere Rio'dan ve belki diger bazi sehirlerden Brezilya izlenimlerimi yazmayi hedefliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hem bize cok benzer, hem de bizden cok farkli problemlerin icinde yogurulan degisik ve buyuk bir ulke burasi. Latin kulturu kaynakli Akdenizliligi gelir gelmez hissediyorsunuz. Akdenizden bu kadar uzakta bile Akdenizin pesimi birakmamasindan memnunum. Latin Amerikada galiba portekizce konusan tek veya tek degilse de en buyuk ulke burasi. Digerleri Ispanyolca konusuyor. Birbirlerini kelime yapilarinin benzerliklerinden dolayi anliyorlar. Birisi portekizce birisi ispanyolca konusan iki kisinin diyaloguna da isim vermisler: Portunyol. Bu benchmark, siyaset kulturumuzde farkli dusunenlerin konusup anlasmasa da birbirini anlamasi acisindan bir ornek olabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ilk gunun izlenimi, gelir dagilimi makasi epey acik gibi geldi. Henuz rakam gormedim, veri aramadim ama acep bizden fazla midir, az midir bu makasin acikligi simdilik ona dair anekdotlara bakiniyorum. Resmini cekmedim ama Rio havaalani biraz Ataturk havalimaninin TAV oncesi haline benziyor. "Favela" dedikleri sehrin kuzeyindeki yikik dokuk kriminal sokaklar de bizim gecekondu semtlerini ne kadar andirir acaba? Bir parti varmis, gidip gorecegim favela / gecekondu'nun nasil tum kriminal potansiyeline karsin turistik bir unsur haline getirildigine.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tabii soylemeye gerek yok sahiller super. Sehrin icinde, evlerin yaninda kumsal olayi hep hosuma gidiyor. Karpuzkaldiran tarafini adam akilli gezip yasamamis birisi olarak Antalya'nin o cenahi ile karsilastiramiyorum. Ama Izmir'in icinde denize girilebilen bir kumsal olsaydi, nasil accccaip olurdu diye Nice, Barcelona gibi yerlere gidince hep dusunmusumdur. Rio de Janeiro, bu zincirin yeni bir halkasi oldu. Simdi deli bir yagmur yagiyor. Bakalim yarin kumlar kurumus olacak mi? Eninde sonunda bu yagmur yarin bize nem olarak geri donecek sanirim. Tropikal iklime hos bulduk.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu giristen sonra eger dagilmaz da yazabilirsem, ilk bolum Copacabana hakkinda olacak. Sonra Ipanema ve Leblon civarlariyla ilgili seyler olur muhtemelen.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-4034491414196051144?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2010/01/rio-de-janeiro.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6437348539390230932</guid><pubDate>Sun, 03 Jan 2010 18:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-03T20:31:17.412+02:00</atom:updated><title>Müzik Hayattır...</title><description>&lt;object width="400" height="220"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6902099&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6902099&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="220"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br&gt; Uzun zamandır bu kadar etkileyici bir şey dinlememiştim. Akıl edene, üretene, söyleyene, kurguyalana helal olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-6437348539390230932?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2010/01/muzik-hayattr.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-7112329383874742336</guid><pubDate>Tue, 29 Dec 2009 19:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-29T21:33:57.265+02:00</atom:updated><title>Teknokritik - 14: Üniversitelerimizin İnternet’teki Yeri ve İnternet Üzerinden Bizimle İlişkisi</title><description>&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 59px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/teknokritik-720143.jpg" border="0" alt="" /&gt;(&lt;a href="http://www.turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=25985" target="new"&gt;turk.internet.com&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarihte, öğrenci ve öğretim üyelerinin bu statülerinden kaynaklanan çeşitli haklara sahip olduklarını söyleyen ve bu hakları korumayı amaçlayan “üniversite” meslek birlikleri zaman içinde gelişerek bugün bildigimiz üniversitelerin ilk örneklerini oluşturmuş. Genellikle, adında “üniversite” sözcüğü ilk defa geçen yüksek eğitim okulunun 1088 yılında İtalya’da kurulmuş ve varlığını bugün de sürdüren Bologna Üniversitesi olduğu söylenir. Ne ilginçtir ki, diğer bazı kaynaklar, en eski üniversite olarak, Bologna’dan da daha önce, 425 yılında İstanbul’da Bizans sarayı içinde kurulmuş Constantinople Üniversitesi’nin dünyanın en eski üniversitesi olduğunu söylüyorlar (&lt;a href="http://getir.net/7lg"&gt;http://getir.net/7lg&lt;/a&gt;). &lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünyadaki üniversiteleri sıralamaya çalışan ve en iyi üniversiteleri tespit etmeyi amaçlayan karşılaştırma çalışmalarının bazıları, üniversitenin geleneğini de hesaba katmak için üniversitenin kaç yaşında oldugunu dikkate aldığı ve bu sıralamalarda öne geçmek için okulların ne taktikler uyguladıkları düşünürse, zaten kendi İnternet sitesinde tarihini Bizans dönemine dayandıran İstanbul Üniversitesi için burada önemli bir fırsat yatıyor olabilir. Şaka bir yana dünyada üniversiteleri çeşitli performans kriterleri üzerinden farklı amaçlar için karşılaştıran pek çok endeks ve sıralama çalışması bulunuyor. Türiye’de her yıl üniversite sınavlarında bir önceki yıl sınava giren öğrencilerin tercihlerinden doğan kollektif çıktıyı temel alan bir sıralama alışkanlığı bulunsa da, yarının tercihleri için dünün tercih yapmışlarına bakmaktan başka pek çok alternatif karşılaştırma da kurgulamak mümkün. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sıralama çalışmalarından bir tanesi de üniversitelerin, yarının dünyasının can damarını teşkil eden Internet ağı üzerinde ne kadar merkezi ve önemli bir yer tuttuğunu ölçmeyi amaçlayan Webometrics Dünya Üniversiteleri sıralaması (&lt;a href="http://www.webometrics.info"&gt;www.webometrics.info&lt;/a&gt;). Bir üniversitenin, İnternet üzerinde dünya ile paylaştığı toplam içeriğin ne kadar zengin olduğu ve ne kadar referans gösterildigine göre yapılan bu sıralamanın ilk 10 sırası Amerikan üniversiteleri tarafından paylaşılmış durumda. Örneğin, birinci Massachusets Teknoloji Enstitüsü’nün tüm ders içeriklerini dünya ile paylaşmak için yıllardır çalıştığı, ikinci Harvard’ın eğitim verdiği alanlarda bilgi vermek amaçlı pek çok açıkgünlük (blog), tartışma ve içerik sayfası sunduğu düşünürsek, en azından sıralamanın ilk sıralarının gayet yerinde olduğu kolaylıkla söylenebilir. Yazının girişinde bahsettiğim Bologna Üniversitesi ise söz konusu sıralamaya Dünya’nın 72., Avrupa’nın 11., ve İtalya’nın en iyi üniversitesi olarak girmiş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;En İyi 10 Üniversite&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;1. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü&lt;br /&gt;2. Harvard Üniversitesi&lt;br /&gt;3. Stanford Üniversitesi&lt;br /&gt;4. Kaliforniya Üniversitesi Berkeley&lt;br /&gt;5. Cornell Üniversitesi&lt;br /&gt;6. Wisconsin Üniversitesi Madison &lt;br /&gt;7. Minnesota Üniversitesi&lt;br /&gt;8. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü&lt;br /&gt;9. Illinois Üniversitesi Urbana Champaign&lt;br /&gt;10. Michigan Üniversitesi&lt;br /&gt;Kaynak: Aralık 2009, &lt;a href="http://www.webometrics.info"&gt;www.webometrics.info&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üniversitelerin İnternet’i ne kadar iyi kullandıkları ve İnternet üzerinde ne kadar referans alındıklarını ölçen bu çalışmada, Türkiye, ülke olarak Güney Afrika’dan sonra, Kolombiya’dan önce, 45. sırada bulunuyor. Malesef ilk 100 üniversite arasında Türkiye’den hiç üniversite bulunmuyor. İlk 500’de bir, İlk 1000’de ise sadece 8 üniversitemiz kendisine yer bulabilmiş durumda. Aralık 2009 itibariyle Yükseköğretim Kurlu’nun İnternet sitesinde, bağlantı verilmiş 131 üniversitemiz bulunsa da, bunlardan sadece 70 tanesi ve bunlara ek olarak 1 tıp fakültesi, 1 araştırma merkezi, 2 harp okulu ve Türkiye dışında  eğitim veren 1 üniversite, Dünya’daki ilk 6.000 okul içinde yerini almış. Türkiye kaynaklı bu kuruluşların Dünya sıralamasındaki yerleri de şöyle:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;TÜRKİYE’DEN ÜNİVERSİTELERİN DÜNYA SIRALAMASI&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1 Orta Doğu Teknik Üniversitesi 435&lt;br /&gt;2 Boğaziçi Üniversitesi 510&lt;br /&gt;3 Bilkent Üniversitesi 630&lt;br /&gt;4 Ankara Üniversitesi 765&lt;br /&gt;5 İstanbul Teknik Üniversitesi 828&lt;br /&gt;6 Sabancı Üniversitesi  850&lt;br /&gt;7 Hacettepe Üniversitesi 903&lt;br /&gt;8 Anadolu Üniversitesi 904&lt;br /&gt;9 Ege Üniversitesi 1002&lt;br /&gt;10 Gazi Üniversitesi 1050&lt;br /&gt;11 İnonü Üniversitesi  1152&lt;br /&gt;12 İstanbul Üniversitesi 1256&lt;br /&gt;13 Dokuz Eylul Üniversitesi 1306&lt;br /&gt;14 Erciyes Üniversitesi 1364&lt;br /&gt;15 Çukurova Üniversitesi 1475&lt;br /&gt;16 Selçuk Üniversitesi 1569&lt;br /&gt;17 İstanbul Bilgi Üniversitesi 1570&lt;br /&gt;18 Uludağ Üniversitesi 1680&lt;br /&gt;19 Karadeniz Teknik Üniversitesi 1791&lt;br /&gt;20 Yıldız Ünversitesi 1869&lt;br /&gt;21 Koç Üniversitesi 1935&lt;br /&gt;22 Gaziantep  Üniversitesi 1976&lt;br /&gt;23 Süleyman Demirel Üniversitesi 1995&lt;br /&gt;24 Trakya Üniversitesi 2074&lt;br /&gt;25 Fatih Üniversitesi 2130&lt;br /&gt;26 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2155&lt;br /&gt;27 Sakarya Üniversitesi 2190&lt;br /&gt;28 TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 2203&lt;br /&gt;29 Atatürk Üniversitesi 2208&lt;br /&gt;30 Marmara Üniversitesi 2233&lt;br /&gt;31 Afyon Kocatepe Üniversitesi 2243&lt;br /&gt;32 İstanbul Kültür Üniversitesi 2281&lt;br /&gt;33 Mersin Üniversitesi 2305&lt;br /&gt;34 Akdeniz Üniversitesi 2313&lt;br /&gt;35 Cumhuriyet Üniversitesi 2347&lt;br /&gt;36 Sütçü İmam Üniversitesi 2349&lt;br /&gt;37 Başkent Üniversitesi 2367&lt;br /&gt;38 İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2430&lt;br /&gt;39 Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2442&lt;br /&gt;40 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi 2443&lt;br /&gt;41 Atılım Üniversitesi 2474&lt;br /&gt;42 Fırat Üniversitesi 2533&lt;br /&gt;43 Yüzüncü Yıl  Üniversitesi 1585&lt;br /&gt;44 Kocaeli Üniversitesi 2601&lt;br /&gt;45 Pamukkale Üniversitesi 2638&lt;br /&gt;46 Çankaya Üniversitesi 2763&lt;br /&gt;47 Yeditepe Üniversitesi 2828&lt;br /&gt;48 Balıkesir Üniversitesi 2841&lt;br /&gt;49 Adnan Menderes Üniversitesi 2862&lt;br /&gt;50 Dicle Üniversitesi 3035&lt;br /&gt;51 Celal Bayar Üniversitesi 3086&lt;br /&gt;52 Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü  3325&lt;br /&gt;53 Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 3384&lt;br /&gt;54 Gaziosmanpaşa Üniversitesi 3417&lt;br /&gt;55 Doguş Üniversitesi 3441&lt;br /&gt;56 Galatasaray Üniversitesi 3458&lt;br /&gt;57 Harran Üniversitesi 3725&lt;br /&gt;58 Abant İzzet Baysal Üniversitesi 3760&lt;br /&gt;59 Düzce Üniversitesi 3806&lt;br /&gt;60 Bahçeşehir Üniversitesi 3822&lt;br /&gt;61 Maltepe Üniversitesi 3967&lt;br /&gt;62 Muğla Üniversitesi 4001&lt;br /&gt;63 Işık Üniversitesi 4043&lt;br /&gt;64 Niğde Üniversitesi 4131&lt;br /&gt;65 Beykent Üniversitesi 4486&lt;br /&gt;66 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 4526&lt;br /&gt;67 Kırıkkale Üniversitesi 5007&lt;br /&gt;68 Dumlupınar Üniversitesi 5083&lt;br /&gt;69 İstanbul Ticaret Üniversitesi 5141&lt;br /&gt;70 Kara Harp Okulu 5224&lt;br /&gt;71 Kafkas Üniversitesi 5228&lt;br /&gt;72 Mustafa Kemal Üniversitesi 5238&lt;br /&gt;73 Haliç Üniversitesi 5335&lt;br /&gt;74 Ahmet Yesevi Üniversitesi 5778&lt;br /&gt;75 Hava Harp Okulu 5825&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Elbette her ölçüm gibi bu ölçüm de yanlış, her sıralama gibi bu sıralama da hatalıdır. Ölçenlerin ölçüm için yaptıkları kabuller, üst sıralardaki okulların her nasılsa işine yarayıp, üniversitenizin İnternet üzerinde aslında ne de güzel işler yapmakta olduğunu yakalamaya engel olabilir. Üniversite gibi doğası gereği birbirinden farklı olması beklenen kurumları ölçmek iddiasıyla bir cetvele yatırıp sonra da bunları boyuna göre sıralamak tek başına yeterli bir gösterge olmaz,  kabul. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak bu sıralamaya bakıp da, beğenmeyip bahane bulmak yerine, Türkiye’de üniversiteler:&lt;/div&gt;• İnternet’i gerektiği gibi kullanıyorlar mı?&lt;br /&gt;• İnternet üzerinden toplumu ile etkin ve çift yönlü bir ilişki kuruyorlar mı?&lt;br /&gt;• İnternet üzerinde sağladıkları içerik ile topluma ne kadar yol gösteriyorlar ?&lt;br /&gt;• Dünyada ne kadar referans gosteriliyorlar?&lt;br /&gt;gibi sorular sormamızı sağlıyorsa, bu sıralama, olası tüm sakıncalarına rağmen bize iyi sorular sorduran, faydalı bir sıralamadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu yazıyı yazarken amacım, ne yapalım da okulumuzun, ülkemizin yerini bu sıralamada yükseltelim, haydi hep beraber şuraya tıklayalım, buraya oy verelim gibi bir çağrı yapmak değil. Bu sıralama tek başına önem taşımıyor. Ama ülkemizdeki üniversitelerin İnternet üzerinden hayatımıza sağlayabileceği katkı, bizimle kurabileceği doğrudan ilişki ve toplum üzerindeki yapabileceği yaygın etki büyük önem taşıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir düşünün, siz yıllarca okuduğunuz, uzaktan beğendiğiniz, kızınızı oğlunuzu göndermek istediğiniz veya yakından komşusu olduğunuz üniversitenizle İnternet sayesinde nasıl bir ilişki kurmak isterdiniz? Soruyu tersten sormak da mümkün: üniversitelerimiz, sizinle aynı şehirde, aynı ülkede yaşan, öğrencileriniz,  çalışanlarınız ve bunların aileleri dışındaki vatandaşlarla İnternet sayesinde nasıl başka ilişkiler kurabilir ve geliştirebilirsiniz?&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-7112329383874742336?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/12/teknokritik-14-universitelerimizin.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1005184350201737471</guid><pubDate>Tue, 17 Nov 2009 04:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-17T06:57:43.140+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>video</category><title>Teknoloji ve Mahrem Dostluk (Intimacy)</title><description>&lt;object width="400" height="292"&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="bgColor" value="#ffffff"&gt;&lt;/param&gt; &lt;param name="flashvars" value="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/StefanaBroadbent_2009G-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/StefanaBroadbent-2009G.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=680&amp;introDuration=16500&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=2000&amp;adKeys=talk=stefana_broadbent_how_the_internet_enables_intimacy;year=2009;theme=speaking_at_tedglobal2009;theme=technology_history_and_destiny;theme=unconventional_explanations;theme=what_makes_us_happy;event=TEDGlobal+2009;&amp;preAdTag=tconf.ted/embed;tile=1;sz=512x288;" /&gt;&lt;embed src="http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf" pluginspace="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" bgColor="#ffffff" width="400" height="292" allowFullScreen="true" flashvars="vu=http://video.ted.com/talks/dynamic/StefanaBroadbent_2009G-medium.flv&amp;su=http://images.ted.com/images/ted/tedindex/embed-posters/StefanaBroadbent-2009G.embed_thumbnail.jpg&amp;vw=432&amp;vh=240&amp;ap=0&amp;ti=680&amp;introDuration=16500&amp;adDuration=4000&amp;postAdDuration=2000&amp;adKeys=talk=stefana_broadbent_how_the_internet_enables_intimacy;year=2009;theme=speaking_at_tedglobal2009;theme=technology_history_and_destiny;theme=unconventional_explanations;theme=what_makes_us_happy;event=TEDGlobal+2009;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-1005184350201737471?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/11/teknoloji-ve-mahrem-dostluk-intimacy.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6789803709554067503</guid><pubDate>Fri, 13 Nov 2009 10:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-13T21:15:25.931+02:00</atom:updated><title>Norveç Mobil İmza'da Türkiye'yi Örnek Alıyor. Peki Türkiye Ne Yapıyor?</title><description>&lt;div&gt;Kişisel mazimle de ilgili güzel bir haber gördüm bugün. Sektörden bir dost yollamış. Emeği geçen bir başka dostumla bana "'İskandinavya'ya örnek oluşumuz... Elinize ve emeğinize sağlık" demiş. Sağolsun. Böyle hatırlanmak çok güzel. Mobil imza bir zamanlar benim gevezelikle ortaya attığım bir rüyaydı. Sonra destek buldu, sonra gerçek oldu. Kullanıcı sayısı bir türlü istediğimiz rakamlara gelmediği için üzülsek de buna rağmen daha da öteye geçip artık dünyada parmakla gösterilir, telekomun ve bilişimin lideri sayılan ülkelerce örnek alınır oldu.&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan başka ne ister? Tabii bu eserin yaşamasını ve ülkenin geleceği için hayallerimize bile sığmayan olası muhteşem etkilerini de aşan faydalar sağlamasını ister. Mobil imzanın sağladığı güvenlik ve kolaylığı herkes kullanabilsin ister. Internet bankacılığı şifremi en son ne zaman değiştirdiğimi unuttum. Onu bırakın şifremin kendisini de unuttum. Neden? Çünkü şifre kullanmıyorum. Çünkü basit bir şifre ile korumuyorum banka hesabımı. Kapı gibi yasal dayanağı olan elektronik imza ile koruyorum. Ama ne yazık ki benim gibi yapan kullanıcı sayısı, ihtiyacın çok daha büyük olmasına rağmen hala oldukça sınırlı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki bu nasıl çözülür? Bence bu ancak görünmez bir elin ayaklarımıza doladığı görünmez iplerin çözülmesi şartıyla mümkün olabilir. Sadece ben değil, sadece Turkcell'deki arkadaşlarım değil. Daha pek çok şirketten pek çok kişinin emeği ile neredeyse yoktan var edilen mobil imza, neden buna en çok sarılması gereken bazı kamu kurumların işine gelmiyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık Turkcell'de çalışmıyorum. Bu yazıdaki fikirlerim de sadece beni bağlar, Turkcell'i bağlamaz. Baştan bunu söylemiş olayım sonrasını uzatmadan söyleyeceğim. Türkiye'de E-imza pazarının neredeyse hepsini oluşturan Dış Ticaret Müsteşarlığı, Adalet Bakanlığı ve Sanayi Bakanlığı uygulamaları mobil imzaya da entegre olmadan mobil imzanın Türkiye'de oluşmaya başlayan elektronik imza pazarında uzun vadede tutunması zor. Uygulama entegrasyonu hazırlığı kaç yıl önce, daha ben görevdeyken tamamlandığı halde, hala bunca yıl sonra neye ve niye direniyorlar, niye mobil imzanın e-imza pazarına girişini engelliyorlar bir türlü kabul edemiyorum. Bayrağı devrettiğim arkadaşım Mehmet Turan aşağıdaki haberde doğru söylüyor. Kamu kabul etmeden bu iş olmaz. İmza devlette geçer. Mobil imza E-Devlet kapısında bile geçiyor ama bu kurumlarda geçmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;El birliği ile Dünya çapında bir en iyi uygulama ve yeni bir teknoloji yaratıyorsun, en çok ihtiyacı olan devlet kurumları, altyapıları da hazır olduğu ve geliştirmeleri YILLAR ÖNCE bittiği halde kontağı çevirmiyor. Onun yerine E-imza kullanımı zorunlu olan binlerce kullanıcıyı bedavaya alabileceği, kolayca her yerde kullanabileceği mobil imza'dan mahrum ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bırakın elektronik imzayı isteyen SIM kartında kullansın, isteyen cüzdanında taşıdığı akıllı kartında. Norveç milyonlarca kişiye akıllı kartta elektronik imza dağıttığı halde şimdi bize bakıp Mobil İmza'ya dönüyor. Peki ya biz ne yapıyoruz? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avea da mobil imzasını hazır etti aylar önce. Vodafone da hazırlıyor. Daha ne olmasını bekliyoruz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Telekomünikasyon sektörünün öncü ülkelerinden Norveç, mobil imzayı yaygınlaştırmak için Türkiye ve Turkcell'i örnek aldı.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kapsamda bir dizi incelemelerde bulunmak üzere 15 ülkeden 18 operatörün bulunduğu "Mobil İmza İnisiyatifi" üyesi Telenor şirketinden Kristin Fleija, BBS'den Wencke Fagereng ve Bank ID'den Nils Inge Türkiye'ye gelerek 2 boyunca İstanbul ve Ankara'da çeşitli temaslarda bulundu. Garanti Bankası, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile görüşen Norveçli heyet Türkiye'deki mevzuatı da incelemeye aldı. Yetkililer, aldıkları bilgiler doğrultusunda Norveç'de mobil imza uygulamasının yaygınlaştırılmasına yönelik ortak bir program yaratmayı hedefliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Turkcell Mobil İmza Birim Müdürü Mehmet Turan, yaptığı açıklamada, Türkiye'de mobil imza kullanımının artırılması için özellikle kamu kurumlarının resmi işlerde mobil imzayı kabul etmeleri gerektiğini belirterek, bu yönde en son adımı ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) attığını ifade etti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Referans'ın sorularını cevaplandıran Nils Inge de, mobil imza kullanımının başka hizmetleri de geliştireceğini belirterek, Norveç'in 4.5 milyonluk nüfusunun 2.5 milyonunun elektronik imza kullandığını ifade etti. Elektronik imza için ayrıca bir aparat taşınması gerektiğini kaydeden Inge, "Mobil imza ise cep telefonu üzerinden gerçekleştirilebiliyor ve insanlar cep telefonlarını her zaman yanlarında taşıdıkları için kullanımı daha rahat" dedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak: &lt;a href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132516&amp;amp;KTG_KOD=480" target="new"&gt;Referans Gazetesi&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-6789803709554067503?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/11/norvec-mobil-imzada-turkiyeyi-ornek_13.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-2330436198043707424</guid><pubDate>Thu, 05 Nov 2009 16:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-05T18:35:46.078+02:00</atom:updated><title>Barış Hemen Şimdi</title><description>Herkesin Barış istediğini sanmak yanılsamasından çıktığımız ve Barış'ın ne kadar politik ve zor olduğunu anladığımız şu günlerde, hep beraber Barış'a daha fazla kafa yormalıyız. Erich Fromm'un Barış'ın Teorisi ve Stratejisi üzerine yazdıklarını okumanın vaktidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Lucida Grande'; font-size: 11px; white-space: pre; "&gt;&lt;iframe frameborder="0" scrolling="no" style="border:0px" src="http://books.google.com/books?id=FK89AAAAIAAJ&amp;amp;lpg=PA133&amp;amp;ots=dAhfMJZf7U&amp;amp;dq=Erich%20Fromm%20Peace%20theory%20strategy&amp;amp;hl=tr&amp;amp;pg=PA133&amp;amp;output=embed" width="400" height="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-2330436198043707424?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/11/bars-hemen-simdi.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6705884414113101882</guid><pubDate>Wed, 28 Oct 2009 04:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-04T17:44:00.887+02:00</atom:updated><title>Kansas City Macerası: Barbekü ve Rodeo</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/2009.10.25---Deniz-Tuncalp-ve-annesiyle-Kansas-City-(4)-797754.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 133px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/2009.10.25---Deniz-Tuncalp-ve-annesiyle-Kansas-City-(4)-797748.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ABD yolculuğuna çıkarken Kansas City'ye gitmek hiç aklımda yoktu. Nevin'ler beni ziyarete Pittsburgh'a geldiklerinde, bir ay sonra Kansas City'ye gideceklerini öğrenince, hem görmek için ve hem de annem geldiğinde ona da bir değişiklik ve hoş bir anı olması için biz de programa dahil olduk. İyi ki de dahil olmuşuz. Umduğumdan daha değişik ama epey eğlenceli bir deneyim oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kansas City, ABD'nin ortalarında, ortalama bir şehir. Bir kısmı Kansas eyaletinde olmakla birlikte şehirin ana kısmı Missouri eyaleti sınırları içerisinde. Bundan dolayı yola çıkmadan bir gece önce telaşa kapılmış olsam da (eyvah otel başka eyalette uçak başka eyalete mi acaba?) geçtiğimiz cuma günü erkenden yola çıkarak Southwest havayolları ile Chicago Midway aktarmalı bir uçuşla Kansas City havaalanına vardık.&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pittsburgh'un gelişmiş otobüs sistemine karşın Kansas City tam bir Amerikan şehri. Otobüs neredeyse yok denecek kadar az. Bizim gibi araba kiralamadıysanız, havaalanından şehire gitmek için ya taksiye binmeli, ya da blue shuttle dedikleri saatli, paylaşımlı minibüslere binmelisiniz. Taksiye göre ekonomik olduğunu farzettiğim bu minibüslere bindik. Müşterilerini gidecekleri otelin önüne kadar götürdüğü için oldukça konforlu bir şekilde otelimize vardık. Şaka maka ilk gün epey uzun süremiz havada geçmiş. Otele yerleşince çıkıp biraz etrafı dolaştık. Otelimiz 'Downtown' bölgesinde 'Power&amp;amp;Light' district denilen, daha eskiden elektrik vb. şirketinin merkezi olduğunu tahmin ettiğim bir bölgenin daha sonra barlar, cafeler ve restoranlarla şenlendirilmiş bir bölgesindeydi. Aynı bölgede bir 'convention center' fuar merkezinin de olması, şehrin kalbinin attığı yerlerden biri olduğunu söylüyor. Cuma günü akşam üzeri çıktığımızda inler cinler top oynuyordu ve biz hayli acıkmıştık. &lt;a href="http://www.genghiskhankc.com/" target="new"&gt;Genghis (Cengiz) Grill&lt;/a&gt; adındaki bir Moğol grill (Istanbuldaki GoMongo'yu bilir misiniz? Ona benzer, daha az sofistike) restoranında şansımızı denedik. Çok memnun kalmadık zira bu Moğol grili kendim ettim kendim buldum usulü her şeyi kendin karıştırdığın için iyi bir tad tutturmak tamamen şans eseri olabiliyor. Ben mesela acı sosun ve baharatın ölçüsünü kaçırdığım için yana kavrula yemek yemek zorunda kaldım. İlk gün otel çevresini keşife çıktığımızda hava acaip soğuktu. Hatta önce içimden sonra dışımdan 'Eyvaah ayvayı yedik' dediysem de Kansas City beni utandırmak için olsa gerek diğer günlerde epey ısındı. Güneş gözlüğü ve T-Shirt ihtiyacı bile duyduk bir ara. O derece yani.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 163px; height: 214px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/BBQ-757834.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ABD'nin Barbekü (BBQ) merkezlerinden birine gelip Moğol grill yediysek, bunu diğer günlere yer bırakmak için yaptık. Nevin, Taylan ve Erim Cuma akşamı Chicago'dan geldiler ve ilk akşam BBQ startını verdik: &lt;a href="http://jackstackbbq.com/" target="new"&gt;Firoella's Jack Stack Barbecue&lt;/a&gt;. Anladık ki, şimdiye kadar orada burada yediğimiz is kokusu verilmiş ketçap soslu et barbekü değilmiş. Önce baharatlarla terbiyelenip, suyu uçmasın diye karışımlara daldırılan ve saatlerce odun fırınında pişirlen et bir başka oluyormuş. Jack Stack'in Kansas'ta 4 tane restoranı var. Biz otelimize yakın olan Downtown şubesine gittik. Kesinlikle rezervasyon almıyorlar ve varınca sıra beklemeniz gerekiyor. Ama buna deyiyor doğrusu. Oraya giderken 'az yiyelim', 'evet evet kesin bir porsiyonu bölüşelim' diyen bizler ben dahil katılımcıların yaptığı seri satışlarla birer amerikan porsiyonunu gövdeye indirdik. Ben hem diyettey(d)im  diye sızlanıyorum ama bir yandan da şekerli coleslaw'a neredeyse ekmek banarak etleri götürüyorum. Hikayenin ana fikri: 'bi daha mı gelicez Kansas'a yiyin çocuklar'. Kaburgacı Selim Amca bizi affetsin, bol bol beef rib yedik. Ayrıca Beef &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Brisket" target="new"&gt;Brisket&lt;/a&gt; ve yine Brisket'ten yapılan &lt;a href="http://bbq.about.com/od/briske1/a/aa081702a.htm" target="new"&gt;Burnt End&lt;/a&gt; de harikaydı. O kadar iyiydi ki gezimizin sonunda Pazar öğlen buraya tekrar geldik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/beef-789446.png"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 118px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/beef-789442.png" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cumartesi günü bir değişiklik yaptık. Yine BBQ yedik. Bu sefer hedef, &lt;a href="http://www.oklahomajoesbbq.com/" target="new"&gt;Oklahoma Joe's&lt;/a&gt;. Jack Stack'in üst sınıf restoran havasına karşılık Oklahoma Joe's bir benzinliğin içinde küçük bir dükkan ve marketten mamul. Ama ne mamul. Cumartesi öğlen vardığımızda insanlar uzuuuuun bir kuyruk olmuşlardı. Biz de sıramıza geçtik ve BBQ kokuları içinde ne yiyeceğimizi seçtik. Yukarıda saydığım 3 alternatifi bu sefer farklı kombinasyonlarda ve farklı bir aşçıdan yine denemiş olduk. Oklahoma Joe's salt pişmiş et karşılaştırmasında Jack Stack'ten daha iyi değildi. Ancak fiyat-performans karşılaştırmasında daha iyi olduğu söylenebilir zira çok daha ucuzdu. Oklahoma Joe's etin yanında verilen garnitür tipi yan yemekler de çok iyiydi. Bir de BBQ sosu çok daha yoğun, derin ve zengin tatlara sahip olduğu için Jack Stack'ten daha iyiydi diyebiliriz. En iyi tad kombinasyonu Jack Stack'in etleri, Oklahoma Joe's sosları ve yan yemeklerini bir araya getirmek ile olurdu sanırım. Biz de aralıklı da olsa onları midede bir araya getirmiş olduk. Oklahoma Joe's un BBQ sosu o kadar başarılıydı ki, market kısmından ayrıca satılan soslardan Taylan'lar satın aldı. Ben Pittsburgh dönüşü Hint diyetime geri dönmeyi planladığımdan ve el bagajımızı uçak bagajına verip zaman kaybetmek istemediğimizden sos almadık. İyi ki de almadık yoksa dönünce çoktan başlamıştım BBQ nasıl yapılır denemelerine :)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kansas'ta yemek yerleri dışında gezecek pek fazla bir yer yok. Merkezdeki Power &amp;amp; Light district geceleri gençlerin akınına uğrayıp güzel bir eğlence yeri oluyor. Ama onun dışında gündüzleri yapacak pek fazla bir şey yok. Hele kar yağınca iyice fena oluyordur muhtemelen. Biz de kentin pazar yerine vb. gittik. Kentin sıkıcılığından olsa gerek 5-6 tane Casino vardı. Az bir zaman öldürelim diye Casino'ların &lt;a href="http://www.ameristar.com/Kansas_City.aspx" target="new"&gt;birini&lt;/a&gt; de denedik. Ben yatırdığım parayı geri kazandım. Nette çok bir kayıp olmadan ve çok da fazla zaman harcamadan çıktık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/rodeo-787333.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 158px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/rodeo-787320.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gitmeden planladığımız animasyon bununla sınırlı değildi. Üç gün süren rodeo finallerinin son gününe iyi yerden &lt;a href="http://www.americanroyal.com/" target="new"&gt;biletlerimiz&lt;/a&gt; vardı. Cumartesi akşamı Rodeo izlemekle geçti. Epey ilginç bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Tüm Rodeo adımlarının belgesel olabilecek kadar çok fotoğrafını çektim. Aşağıdaki fotoğrafların arasında görebilirsiniz. Kovboy'un biri dananın birini yakalarken haşin mi davrandı nedir, danacık öldü sandık. Zira bağını çözüp saldıklarında dürtmelerine rağmen ayağa kalkmadı bir süre. Bir de Kovboy'un bir diğeri kementle başka bir danayı yakalamaya çalışırken kendi atını kafasından yakaldı ve dana da kaçtı tabii. Onun dışında İspanyol Boğa güreşinden çok daha zararsız ve Amerika'ya yakışan işlevselcilikte bir gösteriydi. Neticede karşılaştırmadaki her bir adım, bir manda / inek &amp;amp; boğa / dana çobanının veya at yetiştiricisinin günlük hayatının parçası olan işleri kimin daha hızlı ve başarılı yaptığının ölçümü dışında bir şey izlemedik ve aptallaşan malum danacık yüzünden hissettiklerimiz dışında pek vahşi görüntüler de değildi. Vahşet varsa mandanın veya vahşi atın üzerinden büyük bir güçle fırlayan ve ezilme, tepik yeme tehlikesi geçiren kovboyun yaşadığı bir vahşetten söz edebiliriz. Rodeo finallerinde toplam 7 kategoride karşılaşma seyrettik. Bunların isimleri ve kısa tarifleri şöyle:&lt;div style="text-align: justify; "&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Steer_wrestling" target="new"&gt;Steer Wrestling&lt;/a&gt;: Kaçan bir dana kovalanıp, yanına atlayarak boğazından ve boynuzundan tutulur ve zorla yere yatırılır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Team_roping" target="new"&gt;Team Roping&lt;/a&gt;: Kaçan bir hayvanı iki kişi atla takip ederek kementle biri ayağından biri boynuzlarından yakalanır ve sabitlenir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Bareback_riding" target="new"&gt;Bareback Riding&lt;/a&gt;: Koşum takımları olmadan huysuz bir ata en uzun süre binilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Saddle_Bronc_Riding" target="new"&gt;Saddle Bronc Riding&lt;/a&gt;: Bareback ridinge benzer. Bu sefer düpedüz vahşi atlara bindiler.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Calf_roping" target="new"&gt;Tie-Down Roping&lt;/a&gt;: Kovboyumuz bu sefer kaçan hayvanı kementle yakalayıp atından atlayıp ayaklarından bağlar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Barrel_racing" target="new"&gt;Barrel Racing&lt;/a&gt;: Arenaya yerleştirilmiş 3 varilin etrafından dolanarak en kısa sürede başlangıç noktasına varmak hedeflenir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Bull_riding" target="new"&gt;Bull Riding&lt;/a&gt;: İşte bu en tehlikelisi. Acaip büyük ve delirmiş / delirtilmiş hayvanların üzerinde durmaya çalıştılar ki. En zor ve tehlikeli adım buydu. Bu nedenle olsa gerek sona konmuştu.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/minirodeo-702578.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 176px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/minirodeo-702574.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bu adımlarda yarışmacının kaç saniye dayanabilip, kaç para ödül kazandığını merak ediyorsanız, sonuçlar ve ödüller &lt;a href="http://www.americanroyal.com/default.aspx?tabid=420" target="new"&gt;burada&lt;/a&gt;. Rodeo finallerinin en matrak adımı da, araların birinde McDonalds'ın sponsorluğunda ve Ronald Mc Donald sunuculuğunda 3-5 yaşındaki bebelerin tüylü ve deli gibi koşan bir koyunun sırtında kaç saniye durabildiğinin ölçüldüğü mini rodeoydu. Bizde aileler böyle bir şeye asla izin vermez sanırım ama minik rodeocular havalı kıyafetleri içinde epey iyi yarıştılar. Gelecekte böyle bir kariyer düşünürler mi bilmem ama devam ederlerse çekirdekten rodeocu olurlar sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kansas'ta fark edilen bir değişiklik, daha önceki ABD seyahatlerinde alıştığım, daha liberal New York, Kaliforniya, Pennsylvania ve hatta Georgia'dan bile daha muhafazakar ve cumhuriyetçi bir yer olması. Bir çok yerinde Obama yanlısı Health Reform tanıtım ofislerinin bulunduğu Pittsburgh'un aksine Kansas City'de yoğun bir Cumhuriyetçilik olduğu hemen anlaşılıyor. Bu yoğun politik iklim, özellikle rodeo'da sunucuların yaptıkları espriler ve oyanan skeçlerle kendini iyice belli ediyor. Örneğin sunuculardan birisi rodeo alanında yürürken, pisliğe basmış gibi ayağının altına bakınca diğer sunucu hemen patlattı: 'Ne o, Obama'nın saglık reformuna mı bastın?'. Sanırım en inanılmaz skeçlerden biri de, aralardan birinde bir palyaçonun 4 tane minik kız çocuğunu oyuncak silahlarla kurşuna dizip ölü taklidi yaptırdığı ve temsili cesetleri üst üste yığdığı skeçti. Neye hizmet ettiği anlaşılamayan bu skeçte son kız palyaçoyu alt etti ve kız palyaçoyu kendi oyuncak silahı ile öldürdü. Sanırım Cumhuriyetçi eyaletler bir Amerikan değeri saydıkları silah taşıma ve kullanma özgürlüğünü böyle böyle insanlara satıyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/DSCF2019-701124.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/DSCF2019-700710.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Skeçte oyuncak tabanca ile öldürülen kızlara önce isimlerini soran palyaço sunucunun kızlardan ikisine Hillary Clinton ve Nancy Pelosi (demokrat Kaliforniya senatörü ve temsilciler meclisi sözcüsü) diye hitap etmesi ayrıca seyircileri güldüren beni şaşırtan şakalardandı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şakalarını garipsemiş olsam da, Amerikalıların bir rodeoyu veya bir basket maçını nasıl bir show ve aileler için eğlence haline getirdiğine bir defa daha şahit oldum. Rodeo sonrasında &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Sara_Evans" target="new"&gt;Sara Evans&lt;/a&gt; konseri vardı. Tanıdığım bir şarkıcı değildi burada karşılaştık. Country ile rock arasında gezen şeyler söylüyor. 6-7 çocuklu Kansas'lı bir ailenin en büyük kızı. Kardeşlerin 2si vokalist 1i gitarist. Hepsinin de yine 4-5 çocuğu var ve ablalarının arkasında çalıp söylüyorlar. Şarkılar güzel sayılırdı ama seyirciler karşılaşmalarda da konser adımında da epey heyecansız idiler. Beklediğimden daha cool bir seyirci grubu vardı yani genel olarak. Netice olarak burası gerçekten de New York, Washington DC, Chicago üçgeninden ve San Francisco, Los Angeles, San Diego hattından çok farklı bir yer.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hamiş. Amerika'ya gelip uzunca bir süre kalmadan burası hakkında olumlu veya olumsuz atıp tutmamak, sadece metropol demokrat şehirleri görüp, Cumhuriyetçi 'fly-over' eyaletleri tatmadan ABD gördüm dememek lazımmış. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="PictoBrowser091028013231"&gt;Get the flash player here: http://www.adobe.com/flashplayer&lt;/div&gt;&lt;script type="text/javascript" src="http://www.db798.com/pictobrowser/swfobject.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt; var so = new SWFObject("http://www.db798.com/pictobrowser.swf", "PictoBrowser", "500", "500", "8", "#EEEEEE"); so.addVariable("source", "sets"); so.addVariable("names", "Kansas City"); so.addVariable("userName", "dtuncalp"); so.addVariable("userId", "67722717@N00"); so.addVariable("ids", "72157622555348875"); so.addVariable("titles", "on"); so.addVariable("displayNotes", "on"); so.addVariable("thumbAutoHide", "off"); so.addVariable("imageSize", "medium"); so.addVariable("vAlign", "mid"); so.addVariable("vertOffset", "0"); so.addVariable("colorHexVar", "EEEEEE"); so.addVariable("initialScale", "off"); so.addVariable("bgAlpha", "90"); so.write("PictoBrowser091028013231"); &lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-6705884414113101882?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/kansas-city-maceras.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-58402380641491176</guid><pubDate>Thu, 22 Oct 2009 04:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-22T08:12:52.379+03:00</atom:updated><title>Anaokulunda Kokain</title><description>&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/stop-736778.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün evi toplayıp eski gazeteleri atarken, gazetenin birinde (Pittsburgh Tribune Review) okumadığım bir habere gözüm takıldı: "4-year-old shares cocaine at day care, police say"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu bir başlık. Başlıkta haberin henüz davası sonuçlanıp kesinlik kazanmamış bir haber olduğu için olsa gerek, başlığı uzatmak pahasına eklenen "police say" açıklaması henüz ilgimi çekmemiş. Altını okumaya devam ettim. Newark, New Jersey'de anaokulunda bir öğretmen bir kızın ağzında bir paket beyaz toz yakalayınca önce kızı durduruyor, sonra tozu arkadaşından aldığını öğreniyor ve çocuğun üstünde başka torbacıklar da bulunuyor.&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Polisi arıyorlar elbette. Polis geliyor 4 yaşındaki oğlan ile konuştuklarında ve ailesini sorguladıklarında kokaini çocuğun ceketine, polise yakalanmak üzere olduğu bir anda, 25 yaşındaki babasının koyduğunu ve oğluna "bunlar şeker" dediğini öğreniyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Haberde hiçbir yorum yok. Nasıl aşağılık bir yaşam formunun 4 yaşındaki oğlunun cebine kokain koyup sonra da onu orada unutabileceğine veya bırakabileceğine ve hatta o ceketle anaokuluna yollayabileceğine ait yorumlarını bizimle paylaşmamış gazete.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama haberin sonunda başka bir şey yapmış. Haberde adı soyadı verilen babanın veya yakınlarının yorumunu almak için telefon rehberine baktıklarını ve haber kaynağı polisten bu kişinin avukatına ait bir bilgiye ulaşamadıklarını yazmışlar. Yani ulaşsalar BU HIKAYEYİ BİLE diğer tarafın agzından da yazıp okuru bilgilendirecekler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Siz bir gün de Türkiye'de herhangi bir gazetede. önemli birisi için değil de sıradan bir kişi için, "şüphelinin telefonuna ulaşamadık", "ulaştık yanıt vermek istemedi" veya "avukatına ulaşamadık" gibi açıklayıcı bir yorum okudunuz mu?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böyle bir gazeteciliği yurt dışında ilk görüşüm ve bu haber verme etiğinin dikkatimi ilk çekişi değil. Bunları okuyunca uğradığımız manipulatif haber bombardımanından dolayı kendimiz için üzüldüm doğrusu. Tabi bir de Newark'daki oğlan çocuğu için üzüldüm. Onun kendini kurtarma şansı olur belki bu olaydan sonra. Peki bizim var mı?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-58402380641491176?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/anaokulunda-kokain.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4609134558253447308</guid><pubDate>Wed, 21 Oct 2009 22:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-22T01:34:31.247+03:00</atom:updated><title>Yaşasın Annem Geliyor</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarın sabah &lt;a href="http://www.facebook.com/profile.php?id=690202554" target="new"&gt;Annem&lt;/a&gt; Pittsburgh'a geliyor. Üç hafta kalacak. Onu çok özlemiştim harika oldu bu ziyaret. Bir haftadır New York'da kuzenim Banu, eşi Hakan ve iki fıstıklar Aslı ve Deniz'in yanındaydı. Şimdi sırada Pittsburgh var. Umarım New York'dan sonra burada sıkılmaz. Hem bende araba yok, hem de burada öyle gezecek çok fazla bir yer yok. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pittsburgh'da benim de henüz gitmediğim bir iki yer var. Buranın meşhur &lt;a href="http://pittsburgh.about.com/od/neighborhoods/p/strip_district.htm" target="new"&gt;Strip District&lt;/a&gt; denen mahallesi gibi. &lt;a href="http://pittsburgh.about.com/od/neighborhoods/p/downtown.htm" target="new"&gt;Downtown&lt;/a&gt;'a da pek işim düşmediğinden şehir merkezini de çok bilmiyorum. Oraları birlikte keşife çıkarız diye düşünüyorum. Tanımayanlarınız için Annem çok eğlenceli, neşeli ve acaip zeki bir kadındır. Kuşak farkı ne kelime, beni yaya bırakır pek çok konuda. Facebook'ta fun klübü olacak yakında bu gidişle. :)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu arada en güzeli, annem geldikten birkaç gün sonra biz buradan, Nevin - Taylan - Erim Chicago'dan yola çıkacağız ve Kansas City'de buluşacağız. Damardan Amerika'yı tanıyalım turu olacak. Rodeo izleyip en hakikisinden BBQ yemek niyetimiz var. O gezinin resimleri ve hikayesi de çok yakında burada :)))&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-4609134558253447308?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/yasasn-annem-gelyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-3653171225471432608</guid><pubDate>Wed, 21 Oct 2009 01:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-21T07:54:05.301+03:00</atom:updated><title>Wal*Mart vs. Amazon</title><description>&lt;img style="float:right; margin:0 0 0 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 165px; height: 150px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/amazon_logo-749334.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 0 0 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/walmart-772821.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br&gt;2000: Business Week (&lt;a href="http://www.businessweek.com/2000/00_51/b3712204.htm" target="new1"&gt;link&lt;/a&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;2009: Wall Streeet Journal (&lt;a href="http://online.wsj.com/article/SB10001424052748703816204574481272902910430.html" target="new2"&gt;link&lt;/a&gt;)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-3653171225471432608?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/amazon-versus-walmart.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-2822788396572103320</guid><pubDate>Tue, 20 Oct 2009 23:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-29T21:50:44.084+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>teknokritik</category><title>TeknoKritik - 13:Her İş Artık "E-İş" OlduSırada "Sanal Dünya" Var</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen gün eski dosyalarımı karıştırırken, 2001 yılında &lt;a href="http://www.sabanciuniv.edu/ybf/tr/?PrgMba/Welcome.php" target="new"&gt;Sabancı MBA&lt;/a&gt; sınıfına, sevgili hocam Meltem Denizel'in daveti ile yaptığım bir sunumun dosyası ile karşılaştım. Aradan zaman geçse de sunum hala hafızamda. Sunumun bir yerinde: '5-10 yıl içerisinde, sizin mahalledeki ayakkabı tamircisinin yaptığı iş bile E-iş olacak. Internet'in girmediği işkolu kalmayacak' demiştim. Bunun olup olamayacağını seminer sırasında ve sonrasında çeşitli şekillerde tartışmıştık. Bugün, bundan 8 yıl sonra bırakın bunu tartışmayı, soylemek bile ne kadar anlamsız duruyor değil mi? Internet'in yaygın kullanımı, fiziksel dünyaya paralel yeni bir sanal dünya yarattı ve bu yeni dünyada varolmanın da, yaşamanın da, iş yapmanın da kuralları fiziksel dünyadan apayrı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu dünyada kimlik değiştirebilir, Internet üzerinde oynanan oyunlarda gerçekte varolmayan sanal varlıklar kazanıp bunları Ebay gibi pazaryerlerinde gerçek paraya satabilir veya bu dünya içinde (bu aralar halkla ilişkiler işine ara verdiler galiba isimleri az geçiyor) &lt;a href="http://www.secondlife.com/" target="new"&gt;Second Life&lt;/a&gt; gibi altdünyalar yaratabilir, Second Life para birimi &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Economy_of_Second_Life"&gt;Linden doları&lt;/a&gt; gibi kendi paranızı bile çıkarabilir, hatta bu paranin borsasını bile &lt;a href="http://www.xchange4ls.com/"&gt;kurup işletebilirsiniz&lt;/a&gt;. Nevşehir'de bir küçük sanayi sitesinin sınırlarından çıkmadan dünyanın öteki ucunda dev bir alıcıya teklif  verebilir, eskiden Milli Kütüphane'de sıraya girip belki de asla bulamayacağanız bir kitabı iki tık tık ile Google Books'tan bulup sayfalarını çevirebilir, hatta e-book formatında Amazon'dan satın alıp elektronik kitap cihazınız Kindle'a indirip okuyabilirsiniz. Bütün bunları 3G ile Ankara-İstanbul arasında seyir halindeyken bir otobüste de yapabilirsiniz. İşte şimdi bunların hepsi, tekrar ve tamamen değişecek. Üstelik bu sefer 5-10 yılda değil 2-3 yılda yaşayacağımız bir değişiklik geliyor.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olacağını düşündüğüm değişiklik, bu iki dünyanın tekrar birleşmesi. Ya da başka bir deyişle, sanal dünyanın yarattığı imkanlar ve ortamlar, fiziksel dünyadaki her şeyi, mobil teknolojlerin, sosyal webin ve lokasyon-farkında teknolojilerin de katılımı ile kökünden değiştirecek. Eski iş yapış şekillerinin, eski siyaset yapış şekillerinin ve diğer tüm eski varoluş şekillerinin yeni devirde tamamen, kökten ve geri dönüşsüz bir şekilde değişeceğini, sanal dünyanın değişken ve oynak kurallarının fiziksel dünyanın kurallarına üstün geleceğini ve fiziksel dünyanın yeniden şekilendirileceğini düşünüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu değişim o kadar kökten olacak ki, Internet üzerinden iş yapmaya e-iş demek gibi, muhtelif kelimelerin başına e- m- gibi ekler eklemek gibi eğilimler artık anlamsız bir hale gelecek. Konuşacağınız kavram her neyse siz onu  eskisi gibi teknolojik bir başlık veya kuyruk eklemeden aynı kelimeyle tarif edeceksiniz.  Ama o kelime artık eskisinden pek farklı bir şeyi işaret ediyor olacak. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün artık pek çok büyük şirkette Internet'siz imalat, tedarik, tanıtım, satış yapılamaz hale geldi bile.  Dünya'nın en büyük perakende zinciri Wal-Mart, bu yıl yılbaşı alışveriş furyasına hazırlanırken bir tek bile mağazası olmayan Amazon ile indirim savaşına giriyor. Dünya'nın bugüne kadar yaşadığı en büyük global ekonomik krizlerinden birini Apple rekor büyümeler açıklayarak geçiriyor. Bu eğilim sadece bu firmaları değil çok yakında tüm ticari hayatı etkileyen, hatta belirleyen bir hale gelecek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu süreç sadece iş yapış şekillerini değil. İnsani faliyetlerin her boyutunu kökünden değiştirecek. En başta da halk ile etkileşime dayanan (en azından o şekilde yapılan yerlerde) politika değişecek. Örneğin seçim öncesi ABD'de önce Hillary'nin poltika makinesini, sonra Cumhuriyetçi parti ve onun büyük bağışçı dostlarını, Internet üzerinde aşağıdan yukarıya bir hareketi örgütleyerek bir dolara yaka iğnesi, yarım dolara çıkartma alan, 10 dolar bağışlayan onbinerce kişinin yarattığı tarihin en büyük seçim bütçelerinden birisi ve bu kalabalığın domino etkisi ile yenen Barack Obama'ya e-başkan mı deniyor? Sadece iktidar değil etkin muhalefetin yolu da artık Internet'ten geçiyor. İran'da seçimlere itiraz eden muhalefet protesto için Internet üzerinden kordinasyon kuruyor, yerleşikler de yine Internet erişimini kapatmaya çalışarak mücadele etmeyi deniyor. Bir sonraki seçimlerde yeniden aday olacağı konuşulan Sarah Palin, özgeçmişini LinkedIn'e &lt;a href="http://www.linkedin.com/in/governorsarahpalin" target="new"&gt;koyuyor&lt;/a&gt; ve tanıyanlar onu yine bu sitede arkadaşı olarak ekliyor. Orta doğu politikalarını yakından takip etmesiyle tanınan gazeteci Cengiz Çandar, Irak'ta  ne olup bittiğini dakikası dakikasına CNN'den değil Berham Salih'in ve başka bir çok kişinin Twitter &lt;a href="https://twitter.com/CengizCandar" target="new"&gt;yazılarından&lt;/a&gt; takip ediyor. Üstelik bu ona tanınmış bir ayrıcalık da değil. Her isteyen aynı şeyi yapabiliyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eğer zaten çok değiştik, daha ne kadar değişebiliriz ki diyorsanız durun. Daha hiçbir şey görmedik. Bu gidiş daha da hızlanarak devam &lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/cag-degisti-biliyor-musunuz.html" target="new"&gt;edecek&lt;/a&gt;. Artık fiziksel dünyada olup bitenleri, sanal dünyaya ilişkin temel bir algı ve eğitime sahip değilsek anlayamaz hale gelebiliriz. Son yıllarda dünya, Internet erişimini temel bir insan hakkı olduğunu &lt;a href="http://www.du.edu/korbel/hrhw/volumes/2004/best-2004.pdf" target="new"&gt;tartışır&lt;/a&gt;, bazılarımızın nedendir bir süredir dudak bükmeye başladığı Avrupa Birliği'nin Bilgi Toplumu ve Medya'dan sorumlu komisyon üyesi Viviane Reading Internet'in temel bir hak olduğunu &lt;a href="http://news.cnet.com/8301-13505_3-10234555-16.html" target="new"&gt;söylerken&lt;/a&gt;, daha geçenlerde Finlandiya, bu hakkın yüksek hızda bir hak olduğunu da kanunlarına koyarak açıkça &lt;a href="http://news.cnet.com/8301-17939_109-10374831-2.html" target="new"&gt;tarif etti&lt;/a&gt;. Temel insan haklarından birisi gibi bir yasal bir hak artık Internet'e erişim. Youtube'u kapatmaya uygun sansür temelli kanunları teklif eden iktidar, buna destek ve oy veren muhalefet, o kanuna bile referans vermeye gerek duymadan orantısız bir kayıp riskini (neyse o risk) engellemek için sadece bir tedbir kararı ile web sayfalarını hatta sitelerin tamamını kapattıran savcılarımız duydunuz mu?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teknolojinin kendiğinden iyi veya kendilğinden kötü olduğuna inanan biriyseniz, bu değişikliklere sevinebilir veya üzülebilirsiniz. Ancak teknoloji kendiliğinden iyi ve kötü bir şey yapmaz, onu hayal eden, tasarlayan, uygulayan, kullanan insanların içinde yaşadıkları toplumsal duruma da bağlı olarak, teknolojiye ait bir şey belirli bir dönem için iyi veya kötü sanılabilir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye'den şirketler çıkıp dünya çapında teknolojiler üretip, dünya çapında rekabete giriyorsa bu trendin içinde bir aktif varoluştan söz edilebilir. Türkiye'den milyonlarca kişi saatlerini ve enerjilerini Internet üzerinden bilmediklerini öğrenmek ve dünyayı tanımak için kullanıyorlarsa bu eğilimin ülke üzerinde olumlu bir etkisinden söz edebiliriz. Türkiye'de bir bakan çıkıp da her anını Twitter'a yazarak ilan etmeye başlarsa, bir siyasi oluşum çıkıp da kendini Internet üzerinde yeniden tanımlamaya ve örgütlemeye kalkarsa, bir aday tüm seçmenlere tek tek dokunmaya ve onlardan tek tek destek ve bilgi almaya yönelirse bu teknolojiler bizim için olumlu bir şekilde vardır. İşte bu yüzden bildiğiniz herkes, hayatımızdaki herşeyin bu değişimden nasıl etkileneceğini düşünmeli, bu değişimi olumlu şekillendirmek için ne yapacağını hissetmeye çalışmalı. Yeni çağda az gelişmişliğin tanımı kişi başına milli gelir üzerinden yapılmayacak gibi görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/Internet-Speeds-and-Costs-782080.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 356px; height: 400px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/Internet-Speeds-and-Costs-782069.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-2822788396572103320?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/her-is-yakinda-e-is-olacak-demistim.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-780045304651540693</guid><pubDate>Tue, 20 Oct 2009 21:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-21T07:55:52.220+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>teknokritik</category><title>Teknokritik Devam</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/Blog/labels/teknokritik.html"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 59px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/teknokritik-720143.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelen birkaç e-posta'dan sonra teknokritik yazılarına devam etmeye karar verdim. Sanki birileri yazsın da sorsun diye bekliyormuşum meğer. Bir süre öncesıne kadar ayda bir defa olmak üzere tele.com.tr dergisinde "Teknokritik" başlığı altında teknoloji, birey ve toplum meseleleriyle ilgili yazılar yazıyordum. Bir yıl süren bu yazılar, bence derginin asgari nezaket ölçülerinden uzak bir dizi davranışı nedeniyle karşılıklı kesilmişti. Ben de sonra yeniden bu alanda günlük bir şeyler yazmamıştım. Aylar sonra söz birliği etmişçesine peş peşe gelen 'neden yazmıyorsun' maillerinden sonra kendi sitemde tekrar yazmaya karar verdim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-780045304651540693?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/teknokritik-devam.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-3194130540611225010</guid><pubDate>Sat, 17 Oct 2009 23:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-04T05:42:16.199+02:00</atom:updated><title>Çağ Değişti. Biliyor musunuz?</title><description>&lt;object width="400" height="324"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/bKZEP-xruH4&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/bKZEP-xruH4&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="324"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark gozetmeksizin, Turkiye'de en temel degisimleri kabullenemeyenlere, gelecegi de gecmis gibi ipotek etmek isteyenlere,  youtube'a yasak, dusunceye sinir koymaya calisanlara ve ne soylerse soylesin sadece bir sey soylemek isteyen insanlarin agzini elleriyle kapatmaya calisanlara ithaf olunur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-3194130540611225010?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/cag-degisti-biliyor-musunuz.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-8864824023467999817</guid><pubDate>Sat, 17 Oct 2009 23:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-18T02:21:32.835+03:00</atom:updated><title>Bir Hukuk Profesoru Anlatiyor!</title><description>&lt;object width="400" height="243"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/P65XdTlk4vA&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/P65XdTlk4vA&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="243"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-8864824023467999817?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/bir-hukuk-profesoru-anlatiyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4705599851343050831</guid><pubDate>Sat, 17 Oct 2009 18:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-17T22:18:02.522+03:00</atom:updated><title>Yeni Tasarim</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 151px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/Blog/uploaded_images/frontpage-737819.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Acikgunlugume (blog) yazmaktaki isteksizligim belki de site tasariminin eskimesinden kaynaklaniyordur. Cok zamandir siteye baktigimda gordugum seyden memnun degildim. Hem goruntusunu yenilemek ve hem de siteyi salt bir blog olmaktan cikarmak ve kisisel bir takim bilgilerimi vb. eklemek istiyordum. Apple Mac'deki bazi basit tasarim programlarini gorunce artik dayanamadim ve sitenin tasarimini tamamen yeniledim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Henuz Safari disindaki web tarayicilarda bakmadim. Umarim Internet Explorer'da, Opera'da, Mozilla veya Chrome'da cok kotu gorunmuyordur. Yakinda onlara da bakarim ama zaten acikgunluk / blog isi biraz da kisinin kendisi icin degil mi? Sitenin yeni hali ile ilgili elestiri ve yorumlarinizi ozel olarak veya bu yaziya yorum olarak gonderirseniz cok sevinirim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sitedeki resimler Nevin, Taylan ve minik Erim, beni ziyarete Pittsburgh'a geldiklerinde oylesine cekildi. Resimleri ceken sevgili dostum Nevin'e cok tesekkur ederim. O gun boyle bir kullanimi olacagini hicbirimiz bilmiyorduk :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-4705599851343050831?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/yeni-tasarim.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6594423970787645453</guid><pubDate>Sun, 11 Oct 2009 03:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-11T06:35:19.224+03:00</atom:updated><title>Diyet 2.0</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/weightlosswars-728066.png"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 88px;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/weightlosswars-728064.png" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lahmacun denemelerini anlattigim yazida bir suredir diyet yaptigimi soylemistim. Bu diyet farkli diyet. Evet yine en son Turkiye'de yaptigim gibi Hint diyeti. Turkcell VAS tayfasi iyi bilir. Bol baharat, bol sebze, cok ogun, az porsiyon. Ama bu sefer diyetin farkli bir boyutu var. Birkac hafta once Nevin, Taylan ve Erim beni ziyarete Pittsburgh'a geldiler. Tabii elden geldigince guzel yemekler yedik gece gunduz. Millet yanimizdan saglikli yasam kosusu yaparak geciyor, biz uygun adim en yakin iyi restorana veya yemek yemek icin eve :) &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tabii o guzel gunlerin sonunda Taylan ile diyet yapmaya karar verdik. Birbirimizi takip edip motive edecegiz diye de anlastik. Sonra aklmiza geldi keske boyle bir web sitesi olsa diye. Nevin atildi: "Kesin vardir". Birden fazla web sitesi bulduk bu amac icin. Birisinde anlastik. Weightlosswars.com Baskalariyla diyet yaparken yarisip odul falan da kazanabiliyorsun. Matrak bir site. Biz simdilik Taylan ile birbirimizi takip ve gaz vermek amacli kullaniyoruz. Bu arada pound uzerinden diyet yapmak keyifli. 1-2 gunde bir 1 pound veriyorum. Bugunku lahmacundan sonra cok almamisimdir umarim. Yarin sabah gorecegiz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Iste agirlik degisim durumum:&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="400" height="300" id="Line" align="middle"&gt; &lt;param name="movie" value="http://www.weightlosswars.com/FusionCharts/Line.swf"&gt; &lt;param name="FlashVars" value="&amp;amp;dataURL=http%3A%2F%2Fwww.weightlosswars.com%2Fdtuncalp%2Fstats%2Ffusion_chart_data%3Ftime%3D20091011035645%26range%3Dentire_time"&gt; &lt;param name="quality" value="high"&gt; &lt;embed src="http://www.weightlosswars.com/FusionCharts/Line.swf" flashvars="&amp;amp;dataURL=http%3A%2F%2Fwww.weightlosswars.com%2Fdtuncalp%2Fstats%2Ffusion_chart_data%3Ftime%3D20091011035645%26range%3Dentire_time" quality="high" bgcolor="#ffffff" width="400" height="300" name="Line" align="middle" allowscriptaccess="always" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-6594423970787645453?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/diyet-20.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1932971948285226868</guid><pubDate>Sun, 11 Oct 2009 02:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-11T06:06:44.432+03:00</atom:updated><title>Lahmacun: Vesileye Bak, Hizaya Gel :)</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/deneme1-718334.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/deneme1-717921.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Connecticut'dan bu yana ha yazdim ha yazacagim derken haftalar aylar gecti. Bir turlu bloga yazamadim. Okuyan, bekleyen varsa kusura bakmasin. Aradan gecen zaman zarfinda bir suru yeri gezdikten sonra Pittsburgh'a yerlestim. Yakinda retrospektif sekilde hepsini yazacagim. Peki beni bugun durduk yere yazmaya ne tesvik etti? Lahmacun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beni taniyanlar istahi yerinde birisi oldugumu bilirler. Yemegi, hele guzel yemegi cok severim. Pelin okuyorsan ses ver :) Buralara geldikten beri canim abuk subuk seyler cekiyor. Turkiye'deyken belki hic canim cekip gidip yememisimdir ama dun canim Lahmacun cekti. Dun aksam  Turk American Students Association Pittsburgh'un happy hour etkinligi vardi. Orada tanistigim bir Turk ciftle muhabbet nereden sonra lahmacuna gelince kendimi eve dondugumde Internetten lahmacun tariflerini karistirir buldum.&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/deneme2-733717.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/deneme2-733327.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir suredir diyette oldugum icin, bir gunah islemenin tam vakti idi. Ben de minik bir alisveristen sonra evde ilk lahmacun denemelerime basladim. Ufak bir hesap hatasiyla coook miktarda ic hazirlayarak dolabin derin dondurucusunu gelecek denemeler icin doldurmus olsam da, ilk denemeler fena olmadi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Henuz tarif verecegim kadar ovunmuyorum denemelerle. Ama derin dondurucudaki ic bitecekse eger, gunahlar onumuzdeki haftalarda azar azar devam edecek demektir. Sag ust kosede gordugunuz deneme 1. Ortadaki deneme 2 ve en alttaki deneme 3. Deneme 3 biraz tekne kazintisi oldu ama hepsini severek yedim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azindan kendime not olarak bu denemelerde ogrendiklerimi yazayim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ne kadar ince o kadar iyi.&lt;br /&gt;2. Sen tuzlu yemiyorsun diye baskalari tuzsuz yemek zorunda olmamali.&lt;br /&gt;3. Gelecek sefere daha aci konabilir. Bu biraz sosyete lahmacunu oldu.&lt;br /&gt;4. Lahmacuncularin ici az koymasinin sebebi var. Ic pisene kadar alti yanmasin diyeymis.&lt;br /&gt;5. Yagli yogurt karisimi ile kenarlari firina koymadan islatinca iyi oluyor, kurumuyor.&lt;br /&gt;6. Acaba inince azicik yag mi surmeli? Soyle mis gibi tereyagi?&lt;br /&gt;7. Kolaya kacip marketten alinmis pizza hamuru degil de evde yogurulmus lahmacun hamuru olursa acaba daha yumusak olur mu pisince?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/deneme3-739739.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/deneme3-739342.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-1932971948285226868?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/10/vesileye-bak-hizaya-gel.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4770795088591063177</guid><pubDate>Sun, 26 Jul 2009 19:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-27T00:11:34.794+03:00</atom:updated><title>WNBA All Stars Connecticut 2009, Mohegan Sun Arena, CT</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/Mohegan-Sun-7-25-09-025-706345.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" border="0" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/Mohegan-Sun-7-25-09-025-705941.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Dün hep birlikte Mohegan Sun'a gidip, Connecticut Sun takımının sahasında WMBA All Stars maçını izledik. Sabah 10:30'da çıkmamıza rağmen 15:30'da baslayan maçı neredeyse kaçırıyorduk çünkü yol trafik nedeniyle inanılmaz uzun sürdü. Önce Queens'de geçeceğimiz köprünün girişi bir inşaat için kapandığı için aynı durumdaki yüzlerce başka arabayla birlkte bir sonraki köprüye gitmek zorunda kaldık. Daha sonra da yol boyunca Pazar tatilini değerlendirmek için çeşitli park ve plajlara akan insanların yarattığı trafik yüzünden dura kalka Mohegan Sun'a vardık. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/allstar_logo_300_090203-772628.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 167px; CURSOR: hand" border="0" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/allstar_logo_300_090203-772626.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Kızılderili kabilelerine verilen kumar oynatma lisansı sayesinde zenginleşmiş bir kabileye ait olan Mohegan Sun hem Connecticut Sun takımının kendi sahasını, konserler verilen büyük bir konser salonunu (görmedim ama basket sahası ile aynı salon kullanılıyor sanırım), pek çok restoran, mağaza ve iki büyük Casinoyu da içeren bir oteli barındırıyor. Doğa harikası bir gölün kıyısında, yoğun bir ormanın yanına aynalarla kaplanmış kocaman bir bina ve dışarıdan tamamiyle izole olmuş bir büyük şehir ortamı yaratılmış olması şaşırtıcı geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce maçı izledik. Seyırcılerın tavırları, kötü tezahürat yapanların uyarılması ve güvenliğe haber verilmesini isteyen anonslar, maç arasında verilen çakma Destiny's Child konseri ve dans grupları ile basketbolun güzel bir aile eğlencesi haline getirldiğini gördüm. Oyuncular gösteri maçı olması nedeniyle oyuna çok asılmamış da olsalar güzel bir seyirlik oldu. Batı ve Doğu takımları karmaları arasında oynanan maçı 130-118 gibi yüksek bir skorla Batı karması kazandı. Çeyrek aralarında yapılan grup halinde çığlık atmaya dayalı toplu seyirci oyunları ile salondaki belirli bir bilet grubunun oyunculardan imza alma hakkı kazanması ve bu insanların maç sonrası çoluk çocuk imza sırasına girmeleri ilginçti. Bir de maç biter bitmez gökten ve sahadan formalar yağmaya başladı. Gayet medeni bir şekilde kapışılan formaların dağıtımı sırasında kavga çıkmadı veya kimse kimseyi ezmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra adet olduğu üzere Casino'ya takıldık. Ciddi oyunlara girmek yerine Slot-Machine'de vakit geçirmeyi tercih ettim. Annemın şansına oynadığım $10 ve kendi şansıma oynadığım $10 bitince dayanamayıp $10 daha harcadım ve toplam $30 gibi gayet düşük bir kayıp ile atlatmış oldum. Aslında bir ara yatırdığım $10 ile $40'a kadar çıkmıştım ama harcamaya niyetlendiğim parayı makine yiyene kadar oynamaya devam ettiğim için bu kısa günün karını paraya çevirmeye gerek olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Casino kısmına çocukların girmesi yasak olduğu için Aslı ve Deniz, Banu ve Hakan'ın dönüşümlü refakatçiliği ile Kids' Arcade kısmında video oyunları oynuyorlardı. Ama Kids' Arcade bölümündeki oyun seçiminden, oyunlar sonucunda şansa bağlı ticket kazanmak ve bu ticketlarla hediyeler almak gibi oyun kurgusuna kadar, en azında benım slot machine deneyimime göre daha az kumar içermediğini söyleyebilirim. Sanırım 21 yaşını doldurana kadar burası çocuklara bir staj ve içeriye hazırlık imkanı versin diye hazırlanmış. Deniz'in oyunlarda kazandığı ticketlarla hediyelerini aldıktan sonra güzel ve orjinal bir hamburger yiyip mağazalara biraz böz attıktan sonra mekandan akşam 11:00 sularında ayrıldık. Geç olduğundan dolayı biraz zor olsa da, dönüş yolculuğu gidişe göre çok daha kolay ve çabuk sürdü. Gece 1:30 civarında eve ulaştık.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-4770795088591063177?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/07/wnba-all-starsmohegan-sun-arena-ct.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6101175413853046363</guid><pubDate>Fri, 24 Jul 2009 15:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-24T20:01:35.777+03:00</atom:updated><title>Yolculuk Başladı: Commack, Long Island, NY</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/Long_Island-747236.gif"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 186px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/Long_Island-747234.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Seyahate çıkmadan halledilmesi gerekenler listesinin çok büyük bir kısmını halledip, malesef önemli bir kısmına da anneme bırakarak dün yola çıktım. ABD'de ıvır zıvıra para vermek istemediğimden bir sürü ıvır zıvırı da iki büyük bavul (24 ve 29 kilo), bir adet masum görünüşlü ama çok ağır notebook sırt çantası ve 1 adet en agırından kabin bagajı ile yanımda getirmeyi başardım. Böylece Lufthansa ile Frankfurt üzerinden dün akşam saatlerinde New York'a ulaştım. O bagaj deryasında ve yorgunlukta resim veya video cekecek halim olmadı ama önümüzdeki günlerde daha fazla görsel malzeme toplamak niyetindeyim. O nedenle şimdilik Long Island haritasi ile idare edin.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ucak yolculuğu koltuk komşularımdan dolayı bir felaketti. Bir yanımda oturan İspanyol matematik öğretmeni ile onun yanında oturan Amerikalı bütün yol boyunca,&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt; yani yaklaşık 8 saat boyunca aralık vermeden konuştular. Önceki gece bavul toplamaktan hiç uyumadığım için yorgundum ve uyumaya çalıştım. Uyuyorum, uyanıyorum bunlar mütemadiyen konuşuyor. Sanırım biraz da uçaktaki ikramlarda tükettikleri biralar sayesinde birbirini bugüne kadar hiç tanımayan bu iki adam aralıksız ve ispanyolca sohbet ettiler. O kadar ki ben bu arada ne dendiğini anlamadığım ispanyolca bir rüya bile gördüm :) Onun dışında uçuşla ilgili bir sorun olmadan rahatça geldik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Uçak JFK havalimanına yaklaştığında ise beni bir hayal kırıklığı aldı. Daha önce hep kış aylarında geldiğim New York'un bu sefer gunesli olacağını hayal ederken, beni çok bulutlu, sağnak yağışlı ve soğuk bir New York iklimi karşılayıverdi. Bugün hava oldukça güzel sayılır. Güneş açtı ve havada bulut yok. Ama dün ilk indiğimdeki görüntü bundan çok farklıydı. "Siz buna yaz mevsimi mi diyorsunuz" gibi homurdandıysam da bu homurtum bugün itibariyle geçecek gibi görünüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki ABD seyahatlerimde ilgimi çeken uzun kuyrukları şikayet etmeden bekleme deneyimi dün gelir gelmez havaalanında bizimleydi. Pasaport kontrolünden geçiş için ABD vatandaşları ve yabancılar için iki ÇOK uzun kuyruk, kimsenin herhangi bir hoşnutsuzluk ifadesine rastlamadan geçti. Bizde ise çıkarken geçtiğim ve giriş kuyruğundan çok daha mütevazi boyuttaki pasaport kuyruğunda ise herkes şikayet ediyordu. Bakalım belki kuyruk teorisine M/M/N kuyruklarda kültürel davranışlar üzerine bir şeyler karalarım ileride :).&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Beni havaalanında eşi ve dünya tatlısı iki kızı ile Commack'da yaşayan kuzenim Banu karşladı. Kuzen dediysek aklınıza herhangi bir akraba gelmesin. Hem teyzemlerle tek aile gibi olduğumuzdan, hem de biz İzmir'deyken o da Bornova Anadolu Lisesi'nde okurken birlikte büyüdüğümüzden ablam sayılır. Söyleşe söyleşe eve geldik. Az bir şey de evde söyleştikten sonra yorgunluktan uyumak üzere olduğum için günü sona erdirdik. Bugün evin çevresini keşfetmek niyetindeyim. Henüz araba yok, o nedenle yaya olarak yakın çevreyi keşfetmek niyetindeyim. Zaten ABD'deki trafik kurallarını iyice gözlemlemeden trafiğe çıkmaya da acele etmiyorum.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-6101175413853046363?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/07/yolculuk-basladi-commack-long-island-ny.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1511028506186788432</guid><pubDate>Sun, 28 Jun 2009 07:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-28T10:12:06.508+03:00</atom:updated><title>Sevan Nişanyan - Cehennem / Taraf</title><description>&lt;a href="http://www.taraf.com.tr/makale/5726.htm"&gt;Taraf Gazetesi | Sevan Nişanyan - Cehennem&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kudüs’e gitmiş olanınız varsa bilir, eski kentin güneyindeki dik vadi Hinnom Vadisidir. İçi tıklım tıkış Filistinli mahallesidir. İbranice ge vadi olduğu için Ge Hînnôm גהינום derler. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevrat’a göre burada vaktiyle putperestlerin tapınağı varmış, tanrı Moloh’a çocuk kurban ederlermiş, ne kadarı gerçektir ne kadarı Tektanrıcı propagandadır bilmem. Krallar 2.23’e göre kral Yosiah bu töreyi yasaklamış, tapınağı da yıktırmış. Ondan sonra burası Kudüs kentinin çöplüğü olmuş. Hayvan leşleri ve idam mahkûmlarının cesetleri buraya atılırmış. Sürekli ateş yanarmış. Kokuyu tahmin edebilirsiniz artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevratta ge hînnôm veya gei ben-hînnôm (“Hinnom oğlu vadisi”) onbir yerde geçiyor. Hepsinde de somut bir yer sözkonusudur. Sadece Yeremya 7.31’de günah işleyip lanetlenen Yahuda halkının ölülerinin Hinnom vadisini dolduracağı, orada kurda kuşa yem olacağı, bundan dolayı vadinin adının “Gözyaşı Vadisi” olarak anılacağı bildirilir. Tevrat’ın Aramice tefsirlerinde sözcük Gehennâm şeklinde geçer. Allahın putperestlere yönelik gazabının simgesi olarak yorumlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramice /g/ = Arapça /c/ kuralından daha önce söz etmiştim, hatırlarsınız. İncil’de geçen sözcük Yunanca gehenna’dır. Hz. İsa bu sözü oniki yerde telaffuz eder. Her seferinde günahkâr bir kişiyi veya günah işleyen bir organı “Gehenna ateşine atmak” eylemi söz konusudur. İsa daima mecaz ve mesellerle konuşmayı sever, burada da mecazi bir anlam kastetmiştir sanırım. Ama ikibin senedir tartışılan bir konuyu ben çözecek değilim herhalde.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-1511028506186788432?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/06/taraf-gazetesi-sevan-nisanyan-cehennem.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-2411675618706561069</guid><pubDate>Tue, 02 Jun 2009 21:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-03T00:39:20.606+03:00</atom:updated><title>Boş Zamanlarınızda Ne Yaparsınız?</title><description>&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-274981837129821058&amp;hl=en&amp;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-2411675618706561069?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/06/bos-zamanlarnzda-ne-yaparsnz.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-267394446846126618</guid><pubDate>Mon, 04 May 2009 19:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-05-04T22:52:23.612+03:00</atom:updated><title>The Last Lecture</title><description>&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=8577255250907450469&amp;hl=en&amp;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-5700431505846055184&amp;hl=en&amp;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-267394446846126618?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/05/last-lecture.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-5458510576090465528</guid><pubDate>Mon, 04 May 2009 19:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-05-04T22:14:03.019+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>teknokritik</category><title>TeknoKritik - 12:Sütlü İncir Tatlısı</title><description>&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 169px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/12-777912.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sosyal bilimlerde pek çok yaklaşım teknoloji kavramını kendi temel meselesine göre farklı tarif eder. Bu alanda dört ana perspektiften biri de yorumlayıcı (interpretive) yaklaşımdır. Gözlemciden bağımsız nesnel bir gerçekliğin var olmadığını savunan bu yaklaşıma göre her bir mesele ancak ilişkide olduğu kişi (kullanıcı, gözlemci, vs.) ile birlikte anlaşılabilir. Bu yaklaşıma göre “teknoloji”, kullanıcısı onu nasıl anlamlandırıyorsa ona göre var olur. Herhangi bir teknoloji yaşam çevrimi içinde farklı anlamlar kazanabilir. Kısacası bir teknolojiye insanlar günlük hayatta nasıl bir anlam yüklüyorsa o teknoloji toplumsal olarak odur.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Örneğin Internet, hâkim kullanış biçimi olarak bilgiye ulaşmak, araştırma yapmak, yeni şeyler öğrenmek için kullanılıyorsa başka, birbirini tanıyan tanımayan kimseler arasında sosyalleşme ve sohbet amacıyla kullanılıyorsa başka bir toplumsal varlık kazanır. Dünya üzerindeki insanların bilgiye erişme fırsatlarını önemli ölçüde eşitleyen Internet’in bu devrim yaratan özelliği ancak o imkanı kullanırsanız vardır. Yanlış anlaşılmasın bu örneği “Internet üzerinde sosyalleşmek kötü, ilim irfan için kullanmak iyi” gibi basmakalıp bir duruşu yeniden üretmek için söylemiyorum. Esasen bu yazıda toplum olarak Internet ile kurduğumuz ilişkiyi anlamlandırmak yolunda sorular sordurmanın peşindeyim.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Gelelim incir tatlısına. Yıllardır yazdığım bir açıkgünlük (blog) sitem var. Yukarıdaki e-posta adresinden de görülebileceği gibi adresi www.deniztuncalp.com olan sitemde aklıma gelen her konuda bir şeyler yazıyorum. Tele.com.tr’de yazmaya başladıktan beri buradaki yazılarımı da siteye ekliyorum. Dolayısıyla site zamanla çok çeşitli içeriğin biriktiği bir yer oldu. Siteye arama motorlarından gelen ziyaretçilerin hangi anahtar kelimeleri arayarak geldiklerine baktığımda ise şaşırmadan edemiyorum.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce yazdığım bir yazıda sadece bir defa “porno” geçtiği için o yazıya takılan kişiler, arama motoru ile gelen site ziyaretçilerinin yaklaşık %15-20’sini oluşturuyor. Cinsel içeriğin Internet’te ne kadar talep gördüğünü düşününce bu çok şaşırtıcı değil. Beni esas şaşırtan yıllar önce aklıma esip denediğim ve sonra tarifini siteye koyduğum “Sütlü İncir Tatlısı” yazısının gördüğü büyük ilgi. Arama motorlarından siteye gelen ziyaretçilerin %50-%60’ı “Sütlü İncir Tatlısı” tarifine geliyor.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Tek örnekle sonuca varılmaz ama, bilişim ile ilgili kelimeler arayanlar en fazla %8 olurken sütlü incir tatlısına bu aşırı ilgi nasıl yorumlanmalı? A)Bilişimciler kendi konularında arama motorlarını aşçılardan çok daha az kullanıyor, B)Toplum olarak en çok yemek içmek meselesi ile ilgiliyiz, C) Akşama ne yapacağını bilemeyen ev hanımlarımız derdinin çözümünü Internet’te buldu, D)Hiçbiri. Türkçe yemek tarifeleri üzerine yazılan açıkgünlükler bilişim açıkgünlüklerini adet, içerik ve nitelik olarak çoktan geçtiğine göre sanırım bilgi toplumuna yemek tarifleri, amatör aşçılar ve ev hanımlarından başlayarak geçiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-5458510576090465528?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/05/teknokritik-12-sutlu-incir-tatls.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4908178377482939922</guid><pubDate>Sat, 11 Apr 2009 14:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-05-04T21:54:48.602+03:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>teknokritik</category><title>TeknoKritik - 11:Küresel Krize Mobil Çözüm</title><description>&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/11-737027.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 169px; height: 200px;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/11-737019.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/mart-762063.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Dünya finans sisteminin taşıdığı risklerin türev piyasaları sayesinde anlaşılamaz hale gelmiş olması ve ABD’deki “mortgage” sektöründen kaynaklanan değer balonunun patlaması tüm dünyayı bir ekonomik durgunluğun içine düşürdü. Gayrimenkul piyasalarının ünlü yatırımcısı Soros bu krizin tarihi büyük durgunluktan daha da büyük olduğunu (&lt;a href="http://getir.net/mw4"  target="new"&gt;http://getir.net/mw4&lt;/a&gt;), pazar mekanizmalarının dengeye ulaşmaya doğru ilerlediği gibi temel pazar kabullerinin paradigmatik olarak yanlış olduğunu söylüyor (&lt;a href="http://getir.net/mw5"  target="new"&gt;http://getir.net/mw5&lt;/a&gt;). Şimdiye kadar yaşananlar bu iddiaların doğruluğunu destekler yönde.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Şubat ayında düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde küresel durgunluğa mobil sektörün ülke bazında çözüm olabileceği ifade edildi. Hazırlanan bir araştırma raporuna dayanarak, mobil internet için kullanıma açılacak yeni bir spektrum aralığının örneğin Çin ekonomisine $211 milyar Hindistan ekonomisine $95 milyar katkıda bulunabileceği söyleniyor. Bunun için hükümetlerin belirsiz ve değişken olmayan bir düzenleme ortamı sağlaması ve spektrum planlamasını yeniden gözden geçirmesi talep ediliyor Hatta ülkelerin spektrum yönetiminde benzer politikalar uygulamasının mobil cihazlarda yüksek hacimlerin ve düşük maliyetlerin sağlanabilmesinin önünü açacağını söyleniyor. Dünya GSM Birliği dijital TV yayınına geçilmesi ile boşa çıkacak 400 MHz’lik düşük frekans aralığının sadece 100 MHz’inin kullanılmasının bile herkes için ucuz ve kaliteli mobil internet hizmetini mümkün kılacağını söylüyor. Örneğin 2100 MHz bandı yerine 700 MHz üzerinden Mobil Internet servislerinin kurgulanması maliyetleri %70 daha ucuzlatacağından bugün için ticari görünmeyen en kırsal alanlara hizmet vermenin dahi ekonomik olacağı söyleniyor.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de 3G yatırımlarının bu yıla kadar gecikmiş olması tesadüfen bir fırsatı da beraberinde getirmiş olabilir. Bu yıl operatörler çok büyük paraları yatırıma dönüştürüyor ve bu da ekonomik yavaşlamayı önemli ölçüde frenliyor. Ancak bunun tek başına yeterli olmadığı da ortada. Türkiye’deki karasal dijital yayının içinde bulunduğu problem yumağının çözülmesinin frekans planlamasında önemli fırsatların önünü açacağı görünüyor. Marmara depreminden sonra “geçici” olarak gelip kalıcı hale gelen dünyanın en ağır vergi yükünün sektörün sırtından alınması ucuz ve yaygın Internet hizmetini tüm ülkeye taşıyabilir, ekonomiyi canlandırabilir.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Global krize olabildiğince yerel çözüm için elden geleni yapmak vaktidir. Yaşadığımız şey gerçekten büyük durgunluktan daha da büyük bir fenomen ise bu krizin sonunun ne olacağı hepimizi daha da yakından ilgilendiriyor. Geçen sefer büyük durgunluk, en çok etkilenen ülkelerin başına Hitler gibi demagog ve ultra-milliyetçi politikacıların gelmesine ve sonuç olarak dünya savaşına sebep olmuştu. Durgunluk ancak savaşla geçti. Ne dersiniz? Kısa dönemli hesaplar yapmak yerine teknolojiye bir şans vermeye değmez mi?&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/11.pdf" target="new"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/pdf-756966.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12916669-4908178377482939922?l=www.deniztuncalp.com%2FBlog%2FBlog.html' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://www.deniztuncalp.com/Blog/2009/04/teknokritik-11-kuresel-krize-mobil.html</link><author>noreply@blogger.com (Deniz Tuncalp)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item></channel></rss>