<?xml version='1.0' encoding='windows-1254'?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/'><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669</id><updated>2008-05-09T07:06:14.424+03:00</updated><title type='text'>Bulunduğum Yerden Manzara...</title><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default'/><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>159</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6134611113149135926</id><published>2008-05-09T01:22:00.004+03:00</published><updated>2008-05-09T07:06:14.452+03:00</updated><title type='text'>TeknoKritik - 1: “Teknoloji Benim Neyim Oluyor?”</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/teknokritik1-741964.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/teknokritik1-741928.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Telekom sektöründeki güncel konuları ilgiyle takip ettiğim Tele.com.tr dergisi bana bir sayfa ayırmayı teklif ettiğinde bunu sevinerek kabul ettim. Bir süredir kendi açıkgünlüğümde, arkadaşlar arasında ve bazı dönemler verdiğim “Teknoloji &amp; Organizasyon” dersinde açtığım teknoloji tartışmalarını, böylece daha geniş bir kitle ile paylaşma imkanı bulacağım için heyecanlıyım. Bu köşede yaşamı etkileyen yeni teknolojileri ve insanların teknoloji ile kurdukları ilişkileri farklı gözlüklerle tartışmaya çalışacağım.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite eğitimini tamamlamadan teknoloji projelerinde çalışmaya başladım ve Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin tüm teknoloji altyapısının, tepeden tırnağa değiştiği dev bir projenin içinde buldum kendimi. Bir grup teknik adam ve birçok firma birlikte dev bir sistem tasarlamış bunu uyguluyorduk. Sistem neticede hayata geçti ama gerçekleştirme süreci bizi ilk baştaki tasarımdan çok farklı yerlere getirmişti. Daha sonra başka projelerde de benzer deneyimler yaşadım. Hayat elbette tamamen öngörülemez, ama “Bu kadar farklı bir yerde sona erecekse, biz o detaylı tasarımı baştan niye yaptık?”, “Sistemi hayata geçirmek için verdiğimiz mücadelede neler yaşadık?”, “Başarılı mıyız?”, “Ne yapsak sonuç farklı olurdu?” diye sormaya başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorgulama beni teknoloji projelerinin performansının nasıl ölçüleceğine dair bir master tezine ve teknoloji projelerinde bireylerin birbirleriyle ve mevcut “zihniyetlerle” nasıl mücadele ettiğini anlamaya çalışan bir doktora tezine götürdü. Bir yandan tam zamanlı olarak teknoloji projelerinde çalışırken, bir yandan yürüyen bu öğrenme çabası ile bu soruların yanıtını buldum mu? Belki o soruların bazılarıyla ilgili daha eğitimli bir his var artık içimde ama halen kafamda daha çok teorik soru olduğunu söylemeliyim. İşte köşenin konusunun bir yarısını bunlar oluşturuyor. Ama merak etmeyin sizleri teknolojinin teorik derinliklerine boğmayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada teknoloji pratiğinden de kopmadım. Şirketlerin teknoloji tercihleri yaptığı değerlendirme projelerinde çalıştım, Kurumsal Kaynak Planlama paketleri arasında tercihler yapılmasına yardımcı oldum. Ardından, Türkiye’de ilk defa yerli bir ekip ve yöntem ile bilgi ve ağ güvenliği denetimleri gerçekleştirdim. Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi standardı ISO 27001 ve öncüllerinin mühendisliğini, danışmanlığını ve denetçiliğini yaptım. Turkcell‘de son yıllarda en ses getiren projelerden birisi olan “mobil imza”nın fikrini yaratıp, çekirdek bir proje takımı ve uzun bir çalışma ile birlikte ortaya çıkardım, artık ekibimle mobil imzanın yaygınlaşması için çalışıyorum. Ayrıca Turkcell’de iş geliştirme bölümünde çalıştığım için teknolojiyi yakından takip etmeye çalışıyorum. Dolayısıyla elde bol miktarda pratik konu, güncel tartışma da mevcut. Bu da köşenin konusunun diğer yarısını oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köşede ne yazarsam yazayım, yazdıklarımın “kritik” bir bakış açısı taşımasına çalışacağım. Köşenin adı da bu yüzden “Teknokritik”. Hiçbir işin salt övgüsüne soyunmayı düşünmüyorum. Ancak kritik bir bakış açısı sayesinde teknoloji ile olan ilişkimizi daha iyi anlayabiliriz. Bu nedenle yazıya “Başlarken” gibi klişe bir başlık atmak yerine teknoloji felsefesinin ülkemizdeki en önemli isimlerinden Prof.Dr. Ahmet İnam’ın çok sevdiğim ilk kitabının bize temel bir soru yönelten adını, tırnak içinde, ödünç aldım. Yıllar önce çıkmış bu kitabı (http://getir.net/8jc) henüz okumadıysanız, kesinlikle tavsiye ederim. Önümüzdeki ay görüşmek üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu köşe yazısı, Mayıs 2008'de tele.com.tr dergisinde yayınlanmıştır&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/05/teknokritik-1-teknoloji-benim-neyim.html' title='TeknoKritik - 1: “Teknoloji Benim Neyim Oluyor?”'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=6134611113149135926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6134611113149135926'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6134611113149135926'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-657878658884083105</id><published>2008-05-01T00:47:00.006+03:00</published><updated>2008-05-01T01:23:37.551+03:00</updated><title type='text'>Hayatı Hak Etmek</title><content type='html'>&lt;object width="325" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/20aHVCgwsvw&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/20aHVCgwsvw&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="325" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="325" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/N_El1knJINQ&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/N_El1knJINQ&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="325" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ama insan yaptığı işten aldığı zevk, ondan kazandığı parayı harcarken alacağı zevkten daha büyükse daha çok yaşamış sayılır. Hayattan yararlanmak mı gerekir, hayatı hak etmek mi gerekir? Hayatı hak etmeye başladığın zaman, hayat zaten benden yararlan diye ayaklarınıza kapanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünün büyük bir orkestra şefinin, Toscannini'nin 100 kişilik orkestrayı yönetirken ondan aldığı zevk, Bodrum'da kalkıp da iki kadeh bira içerken alacağı zevkle karşılaştırılır mı yahu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bakımdan biz zevkli yaşamaya çalışırken acı çektirdiler bizlere. Çünkü, bu kadar topsuz tüfeksiz bir kalemle kağıttan bu kadar korkan insanlar, gölgeleşerek silinmeye mahkumdurlar. Ancak yazı kalırsa kalır ve bayraklardan daha fazla bilinerek kalır. Bugün kim tanıyor Romanof'ların bayrağını allahaşkınıza yahu.  Goethe zamanında, Schiller zamanında, Shakespeare amanındaki bayrakları kimler biliyor, bak adları geçiyor burada. Buradan da iyi insanlar geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiirle bitireyim bunu. Bırakalım size bu kadar traş yeter, birkaç ay gitmezsiniz berbere. Ben iyi traşçıyımdır çünkü, anlatabildim mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünde yalniz benim serseri,&lt;br /&gt;Yeryüzünde yalniz ben derbederim.&lt;br /&gt;Herkesin dünyada varsa bir yeri,&lt;br /&gt;Ben de bütün dünya benimdir derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yillarca gezdirdim hoyrat basimi,&lt;br /&gt;Aradim bir ömür, arkadasimi.&lt;br /&gt;Ölsem dikecek yok mezar tasimi;&lt;br /&gt;Halime ben bile lanet ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;&lt;br /&gt;Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,&lt;br /&gt;Bir rüya ugrunda ben diyâr diyâr,&lt;br /&gt;Gölgemin pesinden yürür giderim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Necip Fazılın bir gençlik şiiridir anlatabiliyor muyum. Onun için ben Necip Fazıl'ı severim.&lt;br /&gt;Dünyanın en korkunç yalnızlık şiirlerin yazmış bir edebiyatı vardır Türkiye'nin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar var ki bir kılıcım kapalı kınında,&lt;br /&gt;Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi,&lt;br /&gt;Muzdaribim bu duvarın dış tarafında,&lt;br /&gt;Şefkatine inandığım biri var gibi. (Kemalettin Kamu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaklarım komşuların ayak sesinde&lt;br /&gt;Varsın bir yudum su verenim bulunmasın son nefesimde&lt;br /&gt;Biri bana eğilip su yok desin de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar korkunç bir yalnızlık şiiri. Bu kadar kadınsız bir dünyaların erkekleriyiz bir yandan. Annelerimizden, kız kardeşlerimizden, karılarmızdan, eşlerimizden hangisini biz gerçek ölçüde bir erkeklik dünyasının şovalyeliğinden saklayabildik, muhafaza ettik ve onlara güvence verdik ki, onlar da bize güzel çiçekler, güzel filizler, güzek tomurcuklar açsınlar.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Kentiller ve köylüler vardır. Kentliliğin simgesi etli şaraplı kadınlı kahkahalı sofra demektir. Köylülüğün simgesi de, kadınsız, kahkahasız, erkek erkeğe kahveler demektir. Allah hepimizi kadınsız, kahkasız, erkek erkeğe kahvelerden kurtarsın. Amin " Çetin Altan &lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/05/hayat-hak-etmek.html' title='Hayatı Hak Etmek'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=657878658884083105&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/657878658884083105'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/657878658884083105'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4991739938737829583</id><published>2008-05-01T00:37:00.003+03:00</published><updated>2008-05-01T00:45:24.985+03:00</updated><title type='text'>Konuşma: ITP'08 / KKTC</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/semor-752703.JPG"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/semor-752699.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ITP'08 / BİLİŞİM PROFESYONELLERİ SEMİNERİ &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;1-4 MAYIS 2008 * SALAMİS BAY CONTİ RESORT HOTEL &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;KKTC&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15:15-16:00 - Güvenli Mobil Uygulamalar – Secure Mobile Applications / Deniz TUNÇALP&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/05/konuma-itp08-kktc.html' title='Konuşma: ITP&apos;08 / KKTC'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=4991739938737829583&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/4991739938737829583'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/4991739938737829583'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-9128657208914387519</id><published>2008-04-27T23:45:00.009+03:00</published><updated>2008-04-28T23:43:28.364+03:00</updated><title type='text'>Mobil Telefon Sinemayi Nasil Etkileyecek?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;El kamerasinin ortaya cikmasi, dünya film endustrisini etkileyip "auteur" sinemasini, bireysel denemeleri, kisa filmleri destekledi ve genelde film endustrisinin daha esitlikci bir hale gelmesinde etkili oldu. Hatta Dogma manifestosu ve ardindan takip eden yonetmenlerle el kamerasi ile cekilen filmler onemli ve etkili bir akim olusturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki teknolojinin bir adim sonrasi olarak, yayginligi ve goruntu kalitesi giderek artan cep telefonlari ve cep telefonu ekranları icin cekilen filmler, kisa ismiyle MOFILM'ler Dunya'yi ve sinemayi nasil etkileyecek? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste huzurlarinizda tum bolumleriyle yakinda karsimiza cikacak "Green Porno" filmleriyle Isabella Roselini'nin Sundance Channel'daki roportajı ve Associated Press roportaji. Green Porno filmleri yayina acilinca tekrar yazmak üzere.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="340" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.sundancechannel.com/common/swf/synPlayer.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="menu" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="swfLiveConnect" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="pluginspage" value="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="FlashVars" value="deeplink_video=230314503&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.sundancechannel.com/common/swf/synPlayer.swf" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="340" height="350" quality="high" menu="true" swliveconnect="true" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" allowscriptaccess="always" flashvars="deeplink_video=230314503&amp;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="355" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/uOHquPPmiL0&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/uOHquPPmiL0&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="355" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/04/dogma-yeniden.html' title='Mobil Telefon Sinemayi Nasil Etkileyecek?'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=9128657208914387519&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/9128657208914387519'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/9128657208914387519'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-5194531740661127286</id><published>2008-04-27T22:44:00.001+03:00</published><updated>2008-04-27T22:44:58.223+03:00</updated><title type='text'>Tiyatro Gerçektir, Hayat Roldür</title><content type='html'>&lt;object width="355" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/XpclLPNVR1o&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/XpclLPNVR1o&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="355" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/04/tiyatro-gerektir-hayat-roldr.html' title='Tiyatro Gerçektir, Hayat Roldür'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=5194531740661127286&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/5194531740661127286'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/5194531740661127286'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1968533271569006597</id><published>2008-03-20T00:55:00.001+02:00</published><updated>2008-03-20T00:57:29.857+02:00</updated><title type='text'>Bisiklet ve Motor Sürücülerine Dikkat</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Ahg6qcgoay4&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Ahg6qcgoay4&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/03/bisiklet-ve-motor-srclerine-dikkat.html' title='Bisiklet ve Motor Sürücülerine Dikkat'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=1968533271569006597&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1968533271569006597'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1968533271569006597'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4296876235579410012</id><published>2008-03-20T00:39:00.002+02:00</published><updated>2008-03-20T00:44:27.273+02:00</updated><title type='text'>Konuşma: SIM Alliance - SIMposium 2008 Berlin</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/simposium-743935.gif"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/simposium-743933.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Day 2 - Wednesday 23rd April 2008&lt;br /&gt;14:25 - Extending Mobile Transactions with new Business Models and Technologies&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bringing non-mobile transactions to mobile&lt;/li&gt;&lt;li&gt;New business models for mobile transactions &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Instreasing customers' stickiness and ARPU &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Legally-binding mobile transactions on GSM &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;Dr. Deniz Tunçalp&lt;br /&gt;VAS Management / Business Development - Mobile Signature – Manager, Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.simalliance.org/servlets/sfs?t=/contentManager/onStory&amp;e=UTF-8&amp;i=1185787014303&amp;l=0&amp;s=FgJnKAOKeDXNpWHA&amp;active=no&amp;ParentID=1185809598758&amp;StoryID=1188941272736"&gt;link&lt;/a&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/03/konuma-sim-alliance-simposium-2008.html' title='Konuşma: SIM Alliance - SIMposium 2008 Berlin'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=4296876235579410012&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/4296876235579410012'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/4296876235579410012'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1411548316213447561</id><published>2008-03-17T00:59:00.002+02:00</published><updated>2008-03-17T01:15:00.127+02:00</updated><title type='text'>Beyin Nasıl Çalışır?</title><content type='html'>&lt;!--cut and paste--&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="432" height="285" id="VE_Player" align="middle"&gt;&lt;param name="movie" value="http://static.videoegg.com/ted/flash/loader.swf"&gt;&lt;PARAM NAME="FlashVars" VALUE="bgColor=FFFFFF&amp;file=http://static.videoegg.com/ted/movies/JILLTAYLOR-2008-2_high.flv&amp;autoPlay=false&amp;fullscreenURL=http://static.videoegg.com/ted/flash/fullscreen.html&amp;forcePlay=false&amp;logo=&amp;allowFullscreen=true"&gt;&lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="scale" value="noscale"&gt;&lt;param name="wmode" value="window"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://static.videoegg.com/ted/flash/loader.swf" FlashVars="bgColor=FFFFFF&amp;file=http://static.videoegg.com/ted/movies/JILLTAYLOR-2008-2_high.flv&amp;autoPlay=false&amp;fullscreenURL=http://static.videoegg.com/ted/flash/fullscreen.html&amp;forcePlay=false&amp;logo=&amp;allowFullscreen=true" quality="high" allowScriptAccess="always" bgcolor="#FFFFFF" scale="noscale" wmode="window" width="432" height="285" name="VE_Player" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/03/neuroanatomi.html' title='Beyin Nasıl Çalışır?'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=1411548316213447561&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1411548316213447561'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1411548316213447561'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-9074278421995967240</id><published>2008-02-03T19:44:00.000+02:00</published><updated>2008-02-03T20:24:08.400+02:00</updated><title type='text'>Kalpsiz</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/elSS6WjH5w4&amp;amp;rel=" width="350" height="350" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Badem *&lt;br /&gt;İkinci ayrılık, zor geldi bana.&lt;br /&gt;Sensiz olmadı, anladım geç olsa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Özlem Tekin *&lt;br /&gt;Yanlız mısın sen de, sensiz gecelerde. &lt;br /&gt;Hiç düşündün mü, ne yaparım diye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Badem *&lt;br /&gt;Bir adım önüm sensiz gözükmüyor. &lt;br /&gt;Kalbimdeki düğüm, sensiz çözülmüyor.&lt;br /&gt;Sensiz çözülmüyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nakarat *&lt;br /&gt;Yollardasın evsiz, mutlu musun bensiz?&lt;br /&gt;Söyle bana sebepsiz, biter mi aşk?&lt;br /&gt;Yollardayım evsiz, bin dertliyim sensiz. &lt;br /&gt;Söyle bana sebepsiz, affeder mi aşk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Özlem Tekin *&lt;br /&gt;Eski sevgili merak edilmez mi? &lt;br /&gt;Beş senelik aşk, unutup silinmez ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Badem *&lt;br /&gt;Korktum aramaktan, başkası çıkar diye. &lt;br /&gt;Hep Tanrı'ya sordum, sen iyi misin diye.&lt;br /&gt;Bir adım önüm sensiz gözükmüyor. &lt;br /&gt;Kalbimdeki düğüm, sensiz çözülmüyor.&lt;br /&gt;Sensiz çözülmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nakarat *&lt;br /&gt;Yollardayım evsiz, bin dertliyim sensiz. &lt;br /&gt;Söyle bana sebepsiz, affeder mi aşk?&lt;br /&gt;Yollardasın evsiz, mutlu musun bensiz? &lt;br /&gt;Söyle bana sebepsiz, biter mi aşk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Özlem Tekin *&lt;br /&gt;Nerdesin yine, yolculuk nereye? &lt;br /&gt;Telefonda sesin, ısıttı ya işte.&lt;br /&gt;Seninle topladım tüm eşyalarını. &lt;br /&gt;Ne olur almaya gelme.&lt;br /&gt;Bırak izlerin kalsın bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nakarat *&lt;br /&gt;Yollardayım evsiz, bin dertliyim sensiz. &lt;br /&gt;Söyle bana sebepsiz, affeder mi aşk?&lt;br /&gt;Yollardasın evsiz, mutlu musun bensiz? &lt;br /&gt;Söyle bana sebepsiz, biter mi aşk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalpsiz.. Kalpsiz.. Kalpsiz.. Kalpsiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ağlama dedin, hani dönecektin? &lt;br /&gt;Bir damla gözyaşımı, silmeye bile gelmedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/bademozlemtekinkalpsiz-795081.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/bademozlemtekinkalpsiz-795079.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/02/kalpsiz.html' title='Kalpsiz'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=9074278421995967240&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/9074278421995967240'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/9074278421995967240'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-2166806370608030957</id><published>2008-01-27T02:42:00.001+02:00</published><updated>2008-01-27T02:43:17.610+02:00</updated><title type='text'>Geleceği Görmek Mümkün Mü?</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xx2Slxp0TkM&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/xx2Slxp0TkM&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/gelecei-grmek-mmkn-m.html' title='Geleceği Görmek Mümkün Mü?'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=2166806370608030957&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/2166806370608030957'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/2166806370608030957'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-2481294393356628354</id><published>2008-01-26T20:45:00.000+02:00</published><updated>2008-01-27T13:45:05.860+02:00</updated><title type='text'>Sil Gözlerinin Yalnızlığını</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/M5hEsRrO2q0&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/M5hEsRrO2q0&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/siz-gzlerinin-yalnzln.html' title='Sil Gözlerinin Yalnızlığını'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=2481294393356628354&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/2481294393356628354'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/2481294393356628354'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-8965671964755306980</id><published>2008-01-20T21:35:00.000+02:00</published><updated>2008-01-20T22:25:54.660+02:00</updated><title type='text'>Optik Yanılsama :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/garfield-725181.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/garfield-725179.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/optik-yanlsama.html' title='Optik Yanılsama :)'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=8965671964755306980&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/8965671964755306980'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/8965671964755306980'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-7759268402100378650</id><published>2008-01-14T22:53:00.000+02:00</published><updated>2008-01-14T22:54:31.073+02:00</updated><title type='text'>Yeşil Elmalı Şampuan</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/tgPMZi0-sMs&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/tgPMZi0-sMs&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/yeil-elmal-ampuan.html' title='Yeşil Elmalı Şampuan'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=7759268402100378650&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/7759268402100378650'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/7759268402100378650'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6566468298784058263</id><published>2008-01-13T20:59:00.000+02:00</published><updated>2008-01-13T21:00:28.450+02:00</updated><title type='text'>TETRIS geri döndü</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/G0LtUX_6IXY&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/G0LtUX_6IXY&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/tetris-geri-dnd.html' title='TETRIS geri döndü'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=6566468298784058263&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6566468298784058263'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6566468298784058263'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6239067887407776143</id><published>2008-01-08T00:51:00.000+02:00</published><updated>2008-01-08T00:53:21.621+02:00</updated><title type='text'>Yolda Aşkı Görsen Tanır Mısın?</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Tm61tXlGblI&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Tm61tXlGblI&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/yolda-ak-grsen-tanr-msn.html' title='Yolda Aşkı Görsen Tanır Mısın?'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=6239067887407776143&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6239067887407776143'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6239067887407776143'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-3488597021168831075</id><published>2008-01-08T00:49:00.000+02:00</published><updated>2008-01-08T00:50:44.602+02:00</updated><title type='text'>Seninle veya Sensiz :)</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/P8SPeR60lRI&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/P8SPeR60lRI&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/seninle-veya-sensiz.html' title='Seninle veya Sensiz :)'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=3488597021168831075&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/3488597021168831075'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/3488597021168831075'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6040963929457702568</id><published>2008-01-01T22:53:00.000+02:00</published><updated>2008-01-02T07:44:07.770+02:00</updated><title type='text'>Yaşasın Yabancı Dilde Üniversite Eğitimi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/baudrillard-793500.jpg" border="0" /&gt;Birkaç yıl önce İstiklal Caddesi'ndeki kitapçılardan birinden bir kitap aldım. Aldığım kitap Jean Baudrillard'ın "Simulakrlar ve Simulasyon" &lt;a href="http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=94896" target="new"&gt;kitabıydı&lt;/a&gt;. Üniversite eğitimimde ingilizce okuduğum için literatürü ingilizce kaynaklardan okumaya alışıktım. Ancak, teorik kavram ve kaygıların Türkçe nasıl ifade edildiğini anlamak için Türkçe kaynaklardan da okuma yapmaya çalıştığım bir dönemdeydim. Kitabı aldıktan sonra sakin bir akşam günü, kahvemi alıp okuma koltuğuma kuruldum. Sayfaları çevirmeye başladım ve kan beynime sıçradı.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapıtları postmodern ve postyapısalcı akımlarla birlikte anılan Baudrillard'ın çevirmeni, çeviriyi yaparken kitabı nasıl algıladığını belirten bir önsöz yazmış. Çevirmen dediysem, sıradan bir kimse değil. Baudrillard'ın Türkçe'ye çevrilen pek çok kitabını da çeviren, Baudrillard'ın öğrencisi olduğu iddiasına sahip, Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema-TV bölümü başkanı ve bu okulda simulasyon kuramı dersini de veren öğretim üyesi &lt;a href="http://web.deu.edu.tr/oadanir/" target="new"&gt;Oğuz Adanır&lt;/a&gt;. Öyle bir önsöz yazmış ki, “acaba burada yazılanlar gerçekten Baudrillard’ın mı düşüncelerini yansıtıyor yoksa çarpıtılmış bir düşünsel garabetle mi karşı karşıyayız?” &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=oguz+adanir" target="new"&gt;dedirten&lt;/a&gt; bir etki yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baudrillard geçen yıl 6 Mart'ta hayata gözlerini yummuş bir düşünür. Yazıları genel olarak teknolojinin sosyal etkilerini tartışsa da, bir çok konuya değinen bir literatürü geriye bırakmış. Tüketimcilikten, cinsiyet ilişkilerine, tarihin sosyal algısından, körfez savaşına pek çok konuda yazmış. Yayınları, Gilles Deleuze, Jean-Francois Lyotard, Michel Foucault ve Jacques Lacan gibi döneminin Fransız düşünürlerle birlikte anılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok post yapısalcı gibi, işaret ve anlamın, belirli kelimeler ve işaretlerin aralarında nasıl ilişki kurduklarına göre belirlendiğini esas alıyor. Objektif gerçeklik ve işlevselcilikten kendini uzakta tutarak, semiyotik bir bakışa sahip olmasına karşın, çevirmenin yazdığı önsözden yazarın bu önemli eserinde kitapta kastedileni aşarak işlevselci ve basbayağı rasyonel sonuçlara varmaya çalışan bir akıl ile çeviri yapıldığını anlıyoruz. Daha önsözde çevirmen yazarı bu kadar anlamadığını açık ediyorsa, o çeviriye ne kadar güvenebilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece yazım hatalarını, noktalama özensizliklerini, düşük cümleleri, bozuk anlatımları kastetmiyorum. Baudrillard'ın temel eseri "Simulakrlar ve Simulasyon" kitabı neredeyse kendinin simulasyonu haline geliyor. Çeviri de olsa "gerçek" kitabı ve yazarın kendi düşüncelerini okuma hakkını geri istemek, simulasyon teorisi ile çelişir mi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simulasyon kuramı gibi realist epistemolojiden uzak bir kuramın "farkında olmadan bile olsa" ortaya koyduğu "gerçeğin" Batı ile "özellikle Türkiye" gibi ülkelerin arasındaki tarihsel süreç farklılığı olduğunu söylemek, önsözde kopuşun başladığı nokta. Bu iddayi açıklayan destekleyici ise daha da harika: "Çünkü dünyanın herhangi bir yerinde bu kuramın hangi tarihsel ve toplumsal &lt;strong&gt;gerçekliğin &lt;/strong&gt;karşılığı olduğunu açıklayabilen kimsenin" olmaması. Gerçekliğin bu kadar esiri olan bir yaklaşımla dilden yola çıkıp semiyotik yakınlarından geçerek gerçekliğin bulunmadığını etrafımızdaki herşeyin aslen bir simulasyon olduğunu söyleyen bir kuramın kalbine varmak beklenebilir mi? Körfez savaşı gerçekte yaşanmamıştır, TV'de oluşan bir simulasyondur diyen bir düşünürün eserinden bahsettiğimizi hatırlatmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik sosyal bilimin içinde bulunduğu işlevselci kutunun dışından yorumlamacı/interpretivist bir bakışla çıkan bir pespektifin önemli bir eserini çeviren kimse, "Simulasyon Kuramı gibi bir kuramı üreten bir düşünür, bu kuramdan nasıl yararlanılması gerektiği konusunda [nasıl] herhangi bir fikre sahip olmaz?" diye nasıl sorabilir? Sorunun cevabı bir sonraki cümlede geliyor nesnel gerçekliğin altını elinden gelen her şekilde oymayı hedefleyen Baudrillard'ın çağına ilişkin "en doğru ve sağlıklı (nesnel)" çözümlemeleri ürettiğini sanan bir çevirmen! Burada nesnel olanın sağlıklı olduğu vurgusu atlanamaz bir şekilde göze batıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simulasyon kuramını araçsal işlevsel bir indirgemeyle algılayan birinin kaleminden simulasyon okumak ister misiniz? Çevirmenin iddiasının aksine, simulasyon kuramı Lumiere kardeşlerin ürettiği sinematografa benzer, herhangi bir "işe yarayacak" bir araç değildir. Çeviriyi yapan kişinin aksine, değerli bir akıl yürütme olarak simulasyon kuramının, modernist bir yorumla "gelişmiş" batı toplumları "yakalamak" veya batının "dünyaya dünya konsunuda söylev çekme ayrıcalığına son verecek" bir kavramsal düzenek olduğunu da sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçeden sosyal bilim okumak niyetimi başka bir zamana erteleyerek, yazın ingilizce çevirisi ve Türkçe çevirisini paralel okumak gibi bir sıkıntıyı yaşamış bir kimse olarak, çevirinin acilen düzeltilmesi gerektiğini söylemek isterim. Sadece bu kitap değil, yayınevlerindeki ve bilimsel dergilerdeki editörlük/hakemlik kurumunun daha iyi kurgulanması gerçekleşmeden üretilen yazının kalitesi nasıl iyileşebilir? Elbette birisi çıksın bu sistemi düzeltsin gibi bir talebim yok. Türkiye'deki akademik aktörlerin çevresindeki sosyal çerçevede yaşanan değişim ve Dünya ile etkileşim, umarım böyle bir değişimi de tetikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir eseri böyle çevirilerden okuyan bir yerli bilim insanının kafasını toplayarak kendi özgün perspektifini oluşturması, eğer kaynağa varamıyorsa ancak bir mucize ile olabilir. O zamana kadar yaşasın yabancı dilde üniversite eğitimi!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2008/01/yaasn-yabanc-dilde-niversite-eitimi.html' title='Yaşasın Yabancı Dilde Üniversite Eğitimi'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=6040963929457702568&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6040963929457702568'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6040963929457702568'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-673092321107385940</id><published>2007-12-29T23:50:00.000+02:00</published><updated>2007-12-30T00:43:03.730+02:00</updated><title type='text'>Türkiye ve Finlandiya: Eğlenceli Karşılaştırma</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/fhp-708670.JPG" border="0" /&gt; Pazar günü Radikal gazetesinin eki Radikal 2'yi okumak benim için saatler süren bir seromoni halini alıyor. Genellikle bütün yazıları okuyorum. Geçtiğimiz haftalarda okuduğum bu yazılardan birisinde Baskın Oran, Finlandiya ile Türkiye karşılaştırması yapıyordu. Bir çok şehrini görme ve dostlar edinme imkanı bulduğum Finlandiya'nın yeri bende ayrıdır. Kuzey ülkeleri içinde en güzeli Finlandiya değildir belki, ama benim için en özelidir. Bu nedenle Finlandiya ile ilgili bu yazı zihnimde uzunca bir süredir yer etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finliler, kavim olarak Orta Asya dolaylarından göç eden, Türk kaviminin komşusu bir halk. Nasıl Türkler, bir çok başka halk ve yöresel etkiyle karışmışsa, Finliler de o yöne gitmenin hakkını elbette vermişler. İsveç'liler kadar sarışın değiller ama "Dünya'da Herkes Türklerden gelmiştir" hikayesini destekleyemeyecek kadar kendine has insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar üzerinde 1 hafta yürüyüp, beyazlığın ortasında buzun üstünde açılan bir deliğin başında kimseyle konuşmadan balık avlamak en sevilen eğlencelerden birisi (ice-fishing). Dostlukta en ileri mertebe, bir kır evine gidip, saunada kafa çekerek zil zurna sarhoş olsan bile, karşındakine söyleyecek 1 (kötü) sözünün olmaması. Bir kanonun üstünde bir gölde günler ve geceler geçirmek ise "erkek-adam" olmanın doğasının bir gereği. Eh bunun doğal bir sonucu olarak da, Finliler kolay kaynaşan, açılan, dokülen insanlar değil. Ancak ilk anları atlatıp, belirli bir süreyi geçirirseniz çok sıcak, çok içten, çok samimi olabiliyorlar.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finli dostlarımdan birisi, Bu yöne doğru gelirken "Güzel şarap, harika iklim, muhteşem sahiller güneyde diye bir levha varmış, biz o levhayı görmemişiz" diye takılsa da Finliler ile Türklerin mevcut halleri ile birbirlerine hiç benzemediklerini rahatlıka söyleyebiliriz. Akdenizli gibi davranabilmek için, tabiri caizse "eşşeklemesine" içmeleri gerekiyor. Bira gibi hafif alkollü içkiler su niyetine tüketildiği için, vodka gibi ağır içeceklerin şişe şişe bitirilmesi gerekiyor. Eh vergi yükü de ağır olduğu için Oslo'ya ucuz gemilerle gidip gelirken uluslararası sularda çılgın partiler vermeyi icad eden, 1 kasa vergisiz vodka için Estonya'ya gidip dönen insanların ülkesi Finlandiya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bir düşünün, göç böyle gelişmeseydi de Türkler ve Finliler yer değiştirmiş olsaydı hayatımızda ve bu ülkelerde ne değişirdi. Kolay cevaplanacak bir soru değil elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapısalcı açıklamalara meyleden benim gibi kimseler için bu tür karşılaştırmaların ırk/milliyet gibi sebeplere dayandırılması çok hararetle desteklenecek bir durum olmasa da, 11 ay ağır kış şartlarında yaşayan 338,145 km² ye dağılmış 5.3 milyon insanın kişi başına $34,819 gelir yaratması (nominal $40,197) karşısında, 783,562 km² alana yayılmış 72 milyon nüfusla bizim kişi başına $9,628 gelirimiz (nominal $5,561) karşılaştırıldığında oldukça moral bozuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Avrupa demokrasilerinin gelişmişlik seviyesini ve gelir düzeyini, hep onların sömürgeciliğine bağlamaya alışığız. Peki iki kere işgal geçiren, kötü iklim koşullarında 5.5 milyon kişi bu refah seviyesini, hiçbir yeri sömürmeden nasıl yakalayabilimiş? Biz orada olsaydık, 11 ay kış boyunca çalışır mıydık? Yoksa nüfusumuz Çin ile yarışır hale mi gelirdi? Düşünmeden edemiyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyurun Baskın Oran'ın Finlandiya Türkiye karşılaştırması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Komplekssiz insanlar ülkesinde - Baskın Oran&lt;/strong&gt; (&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;amp;haberno=7749"&gt;Bağlantı&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finlandiya üzerine yazılmış ünlü kitabın adı bu değil, tabii. Doğrusu: Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Bizde özellikle Harbiye öğrencilerinin amentülerinden biri olarak bilinir. Finlandiya'nın nasıl kalkındığını yabancı (Grigoriy Petrov) gözünden ve kaleminden anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finlandiya ile Türkiye yalnızca altı yıl arayla kurulmuş. Üstelik, bu insanlarla yaptığım uzun konuşmalardan öğrendiğim kadarıyla pek aynı fikirde değiller ama, Macarların yanı sıra Finlerin de Türk olduğu bizim pek malumumuzdur. Onun için şimdi bir anlığına gözlerinizi kapayın, Finlerin yerine Türkleri koyun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'nin çektikleri &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye (Osmanlı) tam 6,5 yüzyıl Yunan egemenliğinde kaldı (1155-1809). Bugün de bunun sonucu olarak Yunanca, Türkçe'nin yanı sıra ülkenin ikinci resmî dilidir. Bütün sokak isimleri ve hatta reklamlar iki dilde yazılıyor. Ayrıca, Türkiye sınırlarına dahil olduğu halde İmroz ve Bozcaada'da tek resmî dil Yunancadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Türkiye Yunan egemenliğinden 1809'da kurtuldu, Rusya'nın yönetimine girdi. İçişlerinde özerk olarak. Anlayacağınız, Yunanlılar Türkiye'yi Ruslara devrettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1835'te, ulusal destan Ergenekon ilk defa yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye 6 Aralık 1917'de Rusya'dan bağımsızlığını elde etti. Fakat bu bağımsızlık üzerine İmroz ve Bozcaada "kendi kaderini tayin hakkı" kullanarak Yunanistan'a katılmak istedi. Milletler Cemiyeti askerden arındırılmak ve özerk kılınmak şartıyla burayı Türkiye'ye bıraktı. Türkiye de 6 Mayıs 1920 tarihli yasayla adalara eyalet parlamentosu kurma hakkı tanıdı. Yunanca'nın tek resmî dil olması bundan.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Türkiye, ll. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte, bu sefer SSCB işgaline uğradı. Ancak 1947 anlaşmasıyla kurtuldu. Bir kısım topraklarını SSCB'ye bırakmak zorunda kalarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası Türkiye. Daha önce iki yazıdan (hatırlayamadıysanız, yollayayım) ağzım fena yandığı için olayı hemen tadında bırakayım. Yukarıdaki bilgilerde "Türkiye"yi Finlandiya, "Yunan"ı İsveç yapınız. Rus aynen kalsın. "İmroz ve Bozcaada" yerine de Aaland Adaları'nı rica edeyim. Bir de, "Ergenekon" çıkacak, Kalevala girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların özeti şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Dış açıdan: Finlandiya dışta sorunlu. "Çok hassas" bölgede kurulmuş. İki böğrü "düşman komşu". Bunlar ülkeyi işgalde sıraya girmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;2) İç açıdan: Finlandiya içte sorunlu. Nüfusun yüzde 5,6'sı anadil olarak İsveççe, bir kısmı da Sami (yerli) dili konuşuyor. Çoğunluk Luteran olmakla birlikte, Ortodoksların yanı sıra "hiçbir dinden yazılmayan"ların oranı yüzde 13. Hepsinden önemlisi, Finlandiya ile İsveç arasındaki denizin tam orta yerindeki Aaland Adaları'nın resmî mensubiyeti dışında her şeyi (halkı, yönetimi, dili, resmî dili, kültürü, vs.) İsveç'in. Azınlık konularını bilenler şunu iyi bilir: Bir ülkedeki azınlık ülkenin orta yerindeyse korkacak fazla bir şey yoktur. Sınırdaysa, durum ciddi olabilir. Eğer bir adadaysa, çok ciddidir. En basit örnek: Fransa ve Korsika.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bunlar bizde olsa, yanmıştık&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tanıdık geldi mi? Hem Rus hem Sovyet "işgalini fiilen yaşamış" bir ülke ile 1946'da Sovyet "tehdidine maruz kalmış" bir ülkeyi karşılaştırıyoruz. Allah muhafaza, bu tarihçe ve durum bizde olsa halimiz ne olurdu meçhul. Bugün sokaklarda bir bayrak asan kaç bayrak asardı? Linç teşebbüsüne uğrayanların sayısı ne olurdu? Parti binası kurşunlamalar ve parti kapatmalar nasıl gelişirdi? Milletvekili dokunulmazlıkları? Yargımız "halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek" (TCK 216/1), "Türklüğe hakaret" (TCK 301/1), "Devlet organlarına hakaret" (TCK 301/2) "Halkı askerlikten soğutmak" (TCK 318) gibi "ulusal" davalarda ne iddianameler yazar ve ne kararlar verirdi? Yunanistan ve Rusya'ya düşmanlık durumları nasıl olurdu? Düşünmek bile ürkütücü. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Oysa milli marş sonradan Fince'ye çevrilmiş; marşın İsveççe yazarının anıtı, altında marşın metniyle birlikte, Helsinki'yi süslüyor. Hatta, kentin en büyük meydanının orta yerinde ve katedralin önünde Rus imparatoru II. Aleksandr'ın devasa atlı heykeli yükseliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dış politika açısından baktığımızda, biz dış güvenliğimizi ABD üsleri kurdurarak sağladık. Finlandiya iki bloka da girmedi ve güvenliğini kendi topraklarını SSCB'ye kullandırmamak biçiminde gördü. Nitekim, Avrupa'da ll. Dünya Savaşı'nın esas sona ermesi demek olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) sonuç toplantısını 1975'te Helsinki'de yaptırması bunu simgeler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bizim Türkiye'de, uluslararası ilişkilerin u'sunun yanından geçmemişler "real politik"i evelallah doğuştan bilir. Yani uluslararası alanda devletlerin ulusal çıkarları geçerlidir, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını sağlamak için Sovyetler'i dengelemelidir. 1990'ların başına kadar bunu yaşadık. Şimdi Sovyetler bitti, "ABD'ye de AB'ye de karşıyız, çünkü ikisi de emperyalist" başladı. Ne oldu güç dengesi? Suya düştü, inek içti, dağa kaçtı, dağ yandı gitti kül oldu. İkisi de emperyalist deyince ABD tekeline teslim olmuyor muyuz, ulusalcılığı yabancı düşmanlığı olarak anlayan ve üstüne üstelik bir de sol sloganlarla yürütenler söylesin. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gelelim azınlıklar konusuna. Üniversitedeki konferansıma gözleri hafif çekik bir zat geldi. Kendini tanıştırdı: "Efendim, Okan Daher. Finlandiya Tatar Türkleri İslam Cemaati Başkanı". Tam bir Türkiye Türkçesi; sadece, "2007 yılı" yerine "2007'nci yıl" diyor. Kitabevinde imza günü ve söyleşiye de gelerek çıkışta bizi Cemaat merkezine götürdü. Helsinki'nin merkezinde mülkiyeti kendilerine ait muazzam bir binanın iki katına yayılmış, içinde konferans ve tiyatro salonundan mescide, kütüphaneden çocukların Türkçe sınıflarına kadar her şey komple mevcut bir azınlık merkezi. Evet, Finlandiya'ya 1871'de ticaret için gelmiş Kazan Tatarları'nın torunları olan bu insanlar, Finlandiya'da resmen "ulusal azınlık" statüsüne sahip. Kadın cumhurbaşkanı Tarja Halonen'in Merkez'e yaptığı yemekli ziyaretin fotoları duvarlarda. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Duvarlarda, bir de, topu topu 800 kişilik bu "ulusal azınlık"ın ll. Dünya Savaşı'nda Finlandiya'ya verdiği ve 10'u şehit olan 256 askerin isimleri ve resimleri. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"800 kişilik azınlığın nesinden korkacaklar?" diyenler olabilir. Peki kardeşim, biz birkaç bin Yezidi'nin nesinden korktuk da kaçırdık zavallıları? Fukara Süryanilerin ne günahı vardı? Şimdi de bir ayağı çukurda 1500 Rum'un nesinden korkuyoruz da "Vatikan kuracaklar!" çığlıkları atıyoruz? Bu işin sayıyla ilişkisi yok. Neyle ilişkisi vardır, bilemiyorum artık. Ama kimliklerini tanıyıp da haklarını verdiğin zaman samimi sadakatlerini alıyorsun, onu biliyorum. Ayaklanmamak kadar ayaklandırmamak da milli görevdir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Not: Sevr Paranoyasının son versiyonunu nasıl buldunuz? Isparta uçak kazasını da "uranyumun yerini alacak maden" toryum üzerine çalışan fizikçilerimizin öldürülmesine bağladılar ya, pes. Allah gecinden versin, gelecek kazaya bor madeni kesindir. &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/trkiye-ve-finlandiya-elenceli-karlatrma.html' title='Türkiye ve Finlandiya: Eğlenceli Karşılaştırma'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=673092321107385940&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/673092321107385940'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/673092321107385940'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1031070444911495839</id><published>2007-12-29T18:27:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T18:30:55.955+02:00</updated><title type='text'>Evlerinin Önu Boyalı Direk</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TuYucFPNiIE&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/TuYucFPNiIE&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Evlerinde lambaları yanıyor&lt;br /&gt;Gözgöz olmuş cigerlerim kanıyor&lt;br /&gt;Beni gören deli olmuş sanıyor&lt;br /&gt;Ölürümde ayrılamam yar senden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman bir bahçeye giremezsen&lt;br /&gt;Durup seyran eyleme eyleme …&lt;br /&gt;Aman bir binayı yapamazsan&lt;br /&gt;Yıkıp veyran eyleme …&lt;br /&gt;Aman bir güzeli sevipte alamazsan&lt;br /&gt;İsmini aleme rüsva eyleme …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerinin önü boyalı direk&lt;br /&gt;Yerden yere vurdun sen beni felek&lt;br /&gt;Her acıya dayanamaz bu yürek&lt;br /&gt;Ölürümde ayrılamam yar senden&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/evlerinin-nu-boyal-direk.html' title='Evlerinin Önu Boyalı Direk'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=1031070444911495839&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1031070444911495839'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1031070444911495839'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-2631666126638978189</id><published>2007-12-25T00:23:00.000+02:00</published><updated>2007-12-25T00:34:33.960+02:00</updated><title type='text'>Unutulurmu? Unutulurmuş!</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/bQYtPIA6BZA&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/bQYtPIA6BZA&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Unutulurmuş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk intikam kokan çicek &lt;br /&gt;Sessizce simsiyah solar gider &lt;br /&gt;Kalbimde hançeri &lt;br /&gt;Acıtır rüyamda&lt;br /&gt;Veda çeker kürekleri ağır ağır uzaklara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söner nefes verir gibi aşk&lt;br /&gt;Yürür hasret dolu vagonları&lt;br /&gt;Yanan orman olmuş kalplerde &lt;br /&gt;Unutulur mu hiç unutulur mu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söner nefes verir gibi aşk &lt;br /&gt;Yürür hasret dolu vagonları&lt;br /&gt;Yanan orman olmuş kalpler&lt;br /&gt;Unutulurmuş unutulurmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk intikam kokan çicek &lt;br /&gt;Sessizce simsiyah solar gider &lt;br /&gt;Kalbimde külleri&lt;br /&gt;Acıtır yağarken&lt;br /&gt;Veda çeker kürekleri ağır ağır uzaklara..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/unutulurmu-unutulurmu.html' title='Unutulurmu? Unutulurmuş!'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=2631666126638978189&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/2631666126638978189'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/2631666126638978189'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-6278693132001828100</id><published>2007-12-20T23:30:00.000+02:00</published><updated>2007-12-21T00:16:44.244+02:00</updated><title type='text'>Başörtüsü Meselesi</title><content type='html'>&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://www.deniztuncalp.com/uploaded_images/basortusu-713295.JPG" border="0" alt="" /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ülkemizin ikiye bölünmeden tartışmayı başaramadığı konulardan birisi de başörtüsü. Başörütüsü ile universitelere girilebilsin mi? Kamusal alan nasıl tanımlanır ve bu alanda dini simgelerle görev yapılabilir mi? Hizmet alınabilir mi? Ülkemizin fay hatlarından birisi bu konudan geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda kendi fikirlerimin tarihçesi bence ilginç bir geçmişten geliyor. İlk başlarda başörtüsüne tamamen karşı olduğumu hatırlıyorum. Hazırlıkta ingilzce öğretmeninin "Başörtülü birisini görünce arkadan yaklaşıp çözüvermek geliyor" dediğinde biraz rahatsız olmuştum ama çok da üstünde durmamıştım. Taa ki, mezun olduktan sonra eski mezunlardan birisi tarafından yapılan, bir ev toplantısında çok değer verdiğim bir hocamın "Eğitim almak temel insan haklarından birisidir. Ben dersime giren başörtülü kızın eğitim alma hakkını nasıl engelleyebilirim?" diyene kadar. Bu benim için temel bir sarsıntı anı oldu.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversiteden bir arkadaşımın başörtülü arkadaşının eğitimde çektiği sıkıntıları dinledikçe, konu kafamda netleşti. İnsanların tercihlerine saygı duyulmalıydı. Özellikle çember sakallı, posbıyıklı erkeklerin universiteye bu gibi siyasi simgelerle girebiliyor olmaları, kızların ise dışarıda kalıyor olması bir ayrımcılık olarak canımı sıkıyor. Hem "siyasi simge"nin neresi yanlış bunu da bilemiyorum. Bize siyasetin politikanın kötü bir şey olduğunu kim söyledi? Tabi burada hizmet alan ve hizmet veren kavramını ayırdediyorum. Devlet adına hizmet veren kişiler belirli siyasi ve dini simgelerle iş göremezler. Eğer ilkemiz buysa yapmamız gereken çok iş var. Devletten hizmet alırken, karşınızdakinin tüm siyasi ve dini simgelerden arınmış olduğunu söyleyebilir durumda mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanımca, başörtüsü takmayanların, başörtülülerin okullara girmesi ile giderek başörtüsü takmanın norm haline geleceğini ve takmayanların takmaya zorlanacağından çekinmelerinin altında dağılmışlık, örgütsüzlük ve bundan doğan bir korku yatıyor. Öyle ya, Siyasi İslam ekolünden gelen akımların karşısında gerçekten alternatif yaratabilen bir hareket var mı? Siyasi islam yarın herkesi "mahalle baskısı" ile başörtüsü takmaya zorlarsa "meşum" kurtarıcıyı beklemekten başka yapabilecek neyiniz var? Kişisel hak ve özgürlükleri güvence altına almayı temel ilke edinmiş bir siyasi yapı, bir örgüt, bir parti biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu çaresizlik duygusudur ki, yarının korkusuna bugün özgürlüklerin kısıtlanmasından yana çıkabiliyor. O zaman çözüm de bellidir. Kişisel hak ve özgürlüklerin karşısında görünen her türlü siyasi akıma karşı, eşitlik, özgürlük ve dayanışmadan yana güçlü bir siyasi örgülenme. O zaman, türban takan genç kızın özgürlüğünden de çekinenler azalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtüsü takan yetenekli bir bilgisayar uzmanını düşünün. Devlet hizmeti göremez tamam. Ama kariyeri illa islamcı şirketlerle sınırlı olmak zorunda mıdır? Bu saflaşma giderek daha da keskinleşirken, insanları da çaresiz durumda bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususta okuduğum en zihin açıcı yazılardan birisi geçtiğimiz günlerde Radikal'de yayınlandı. Ben de paylaşmak istedim. Paylaşımı buraya koyarken, iki satır da ne düşündüğümü yazayım derken, laf lafı açtı. Buralara geldik :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başörtüsü... Nereye kadar? - Ayşe Kadıoğlu&lt;/strong&gt; (&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;amp;haberno=7750"&gt;Bağlantı&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980'li yıllarda ABD'de siyasal ve toplumsal çatışmalara neden olan konuların başında kürtaj meselesi geliyordu. Konunun açıldığı sosyal ortamlarda insanlar birbirine giriyor, siyasetçilerin kamuya açık tartışmalarında kürtaj meselesinin gündeme gelmesi ile heyecan doruğa çıkıyordu. Siyasetin dışında konulardan da söz ettiğimiz keyifli dost meclislerinde bile söz dönüp dolaşıp kürtaj meselesine her geldiğinde kavga çıkardı. Acaba bu aklınıza bir şey getiriyor mu? Türkiye'de şu anda başörtüsü meselesi de benzer tartışmalara neden oluyor. Başın örtülmesini temel haklar düzeyinde ele alan ve bu kadınlara destek veren bazı liberal ve demokratlar kıyasıya eleştiriliyor. Peki onların başörtüsüne desteği nereye kadar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Caran d'Ache'in karikatürü &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle aklıma gelen ünlü bir karikatürden söz edeceğim. Üçüncü Cumhuriyet Fransa'sının ayırt edici özelliği Dreyfus Meselesi idi. Fransız ordusunda yüzbaşı olan Alfred Dreyfus isimli bir Yahudi 1894 yılında Alman askeri ataşesine Fransız ordusunun sırlarını satmak, yani casusluk ve vatan hainliği ile suçlanmıştı. Fransızların L'Affaire olarak adlandırdıkları bu olay ile toplum, Dreyfus karşıtları (yani Yahudi karşıtları, monarşi, ordu ve Katolik kilisesi yanlıları) ve Dreyfus yanlıları (yani Cumhuriyetçiler, demokratlar ve ırkçılık karşıtları) olarak ikiye bölünmüştü. Toplumdaki bu bölünme ünlü heykelci Auguste Rodin, Edgar Degas, Claude Monet, Anatole France ve Emile Zola gibi ressam ve yazarları da içine çekmişti. Bu dönemin ünlü çizerlerinden Dreyfus karşıtı olan Caran D'Ache'ın çizdiği bir karikatür ise dönemin aileleri bile birbirine düşüren çatışmacı özelliğini son derece iyi özetliyordu. Bugün çoğu kişinin sadece bir kalem markası olarak bildiği Caran d'Ache, Dreyfus karşıtı idi ve içinde Yahudi karşıtı ve ordu yanlısı çizimler barındıran Psst...! isimli bir dergi çıkarıyordu. Caran d'Ache'ın ünlü karikatüründe iki çizim karesi vardır: Birinci karede, bir aile büyük bir masada güle oynaya yemek yer. Karenin altında masadakilerden birinin ağzından söylenmiş olan "Dreyfus meselesini tartışmayalım" yazar. İkinci karede ise masa yıkılmış, herkes birbirini boğazlar, havada sandalyeler uçuşur, altında ise "tartıştılar" yazar. İşte Fransa Üçüncü Cumhuriyeti'nde Dreyfus konusu, aileleri böyle bölmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ABD'de kürtaj meselesi &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1980'ler Amerika'sında kimi zaman kavgayla son bulan ve polis müdahalesine maruz kalan eylemler de temelde hep kürtaj meselesi yüzünden ortaya çıkardı. Bugün ABD'de, Yüksek Mahkeme'nin 1973'te hamileliğin ilk aylarında kürtajı yasal kılan Roe vs Wade kararı ve bu kararın geri çevrilmesi üzerindeki tartışmalar, hâlâ en önemli siyasal tartışmalar arasında yer alıyor. Ahlakçı bir muhafazakârlığı savunan Cumhuriyetçiler, uzun zamandır kürtajın karşısındalar. 1980'lerde Amerika'nın doğu yakasındaki büyük şehirlerde kürtaj kliniklerinin önünde birçok eylem yapılırdı. Kendilerine "kürtaj karşıtı" yerine embriyonun yaşamına atıfla "yaşam yanlısı" (pro life) diyen gruplar, bu kliniklerin önünde boylu boyunca yerlere yatarak eylem yaparlardı. Kürtaj kararını kadınların kendilerinin vermesini savunanlar ise kendilerine "kürtaj yanlısı" değil, kadınların tercihine istinaden "tercih yanlısı" (pro choice) diyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başörtüsü ve reşitlik &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de de bugün Caran d'Ache'ın ünlü karikatürünü hatırlatan bir bölünme ve kavga yaşanıyor. Başörtüsü meselesi açılınca huzurlu aile yemeklerinde tatsız tartışmalar oluyor, huzur kaçıyor. Hatta bu yazıda da "türban" yerine "başörtüsü" ifadesini kullanmama kızanlar vardır. Mesele öyle sembolik ki, türban mı yoksa başörtüsü mü dediğiniz önemli oluyor. PKK'ya "Pekaka" yerine "Pekeke" demek gibi. Adeta kullandığınız ifade sizi ele veriyor. Başörtüsü deyince, onu normalize ediyor ve neredeyse destekliyorsunuz zannediliyor. Oysa "türban" demek esas kötü niyeti bilmeye işaret ediyor. Türban takanlar, öyle büyükannelerin ya da evlere gelen hizmetçilerin taktığı masum bir eşarbı değil de militan bir kumaşı başlarına takıyor gibi algılanıyorlar. Ben de başörtülü kadınları içeren bir araştırma yapana kadar, her iki ifadeyi de kullanıyordum. Ancak anladım ki, türban ifadesi bu kadınların bazıları tarafından olumsuz anlamlarla yüklü. Adeta, siyahlardan söz ederken, bazı siyahlara hitaben ayrımcı bir ifade olan "nigger"ı kullanmak gibi algılanıyor. Türban ifadesi, başını örten kimi kadınları keyfi bir ayrımcılıkla karşı karşıya bırakıyor. Çünkü onun köktendinci bir dürtü ile takıldığı varsayılıyor. Üstelik bu ayrımlar da son derece keyfi bir şekilde yapılıyor. (Ben bu yazıyı yazarken Milliyet gazetesinde ikinci bölümü yayımlanmış olan yeni KONDA araştırmasında da bu ayrımın nasıl yapıldığı açık değil). Kiminki türban, kiminki başörtüsü, eninde sonunda keyfi bir tanım. Bence, tartışmayı bunun ötesine taşıyıp kişiye özgü temel hak ve özgürlüklerden söz etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de gerek bazı liberaller, gerekse de demokratlar, başörtüsü konusunda kadınlara yıllardır destek veriyorlar. Çünkü bu meseleyi temel hak ve özgürlükler temelinde ele alıyorlar. Birçoğunun kişisel olarak başörtüsünden pek de hoşlandığını sanmıyorum. Ancak, başını örtmek bireysel bir tercihse eğer, bu tercihin arkasında durmak gerektiğini söylüyorlar. Adeta, kürtaj meselesindeki "tercih yanlısı" olmak gibi bir durum bu. "Kişisel tercih"le başını örten kadınların üniversitelere girmelerinde bir sakınca olmaması gerekir. Bunu engelleyen yasaklar konuyu daha da radikal bir hale getiriyor. Hatta TBMM de, devletin organları içinde, milletin temsil edildiği yer olarak farklı bir konuma sahip olduğu için, orada da başörtülü kadınların olabileceği düşünülebilir (en azından tartışılabilir). Ancak, devletin seçilmiş değil de atanmışlardan oluşan seçkinlerinin, başörtüsünü dışlayan kıyafet yönetmelikleri olması da anlaşılabilir bir durum. Devlet kendi atanmış memurlarının başörtüsü kullanmasının karşısında olabilir. Zaten demokrasi de sadece seçilmişler ve sadece atanmışlarla olamaz ve bunların arasında, herkesin kendi işini yaptığı bir dengeye dairdir. Mahkemelerde hakim başörtülü olamaz belki ama, sanık olabilmelidir. Ancak Türkiye'de zaman zaman bunun bile engellendiğini gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak demokratların başörtüsüne desteğinin de bir sınırı var. Bireysel tercih temelinde konuşabilmek için, bu tercihi yapacak kişilerin "reşit" olduklarını varsaymak gerekir. Geçtiğimiz hafta, kompozisyon ödülünü almak için çıktığı kürsüden indirilen kız çocuğu "reşit" değil. Onun başörtüsü takma "hakkı", üniversiteye giden ablalarınki ile aynı değil ve aynı gibi algılanmamalı. Bu fark çok ama çok önemli. ABD'de kürtaj meselesi konuşulurken "tercih yanlısı" konumu savunanlar, bunu yetişkin vatandaşlar için yapıyorlardı. Çocukların büyürken ve birey haline gelirken, her türlü dini ve milli baskının dışında tutulması son derece önemli. Bugün nasıl 11. sınıftaki -yani olsa olsa 16 yaşında olan- bir kız çocuğunun gidip kendi kendine kürtaj yaptırması düşünülemez ise, kendi kendine başörtüsü takmaya karar vermesi de anlamlı değildir. "Tercih hakkı" gibi temel hak ve özgürlükler yetişkinlik varsayımı üzerinden konuşulmalıdır. Elbette ki, çeşitli erkekler kollarını kavuşturmuş otururken, bu kız çocuğunun kürsüden indirilerek düşürüldüğü durum utanç vericidir, ancak olayın o noktaya gelmemesi ve bu kız çocuğunun zaten baştan okula başörtüsü ile gitmemesi gerekirdi. Başörtüsüne ilişkin "tercih" olsa olsa "reşit" olan üniversite öğrencileri açısından anlamlı bir tercihtir. İlk ve ortaöğrenim okullarında böyle bir "tercih" söz konusu olamaz. Genelde çocuklara takdir edilesi bir ihtimam gösteren Başbakan ve eşinin de bu kız çocuğuna teselli telefonu etmeleri bu ince ayrımı görmediklerine işaret ettiği için düşündürücüdür. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar, çocukları ve henüz reşit olmayan gençleri "insan" yerine koymamak olarak anlaşılmamalı. Aksine, onları insan yerine koymak için onların bazı tercihleri "erken" yapmamalarını sağlamak ve birey olmalarına öncelik vermek gerek. Başörtüsü konusunda demokratların desteği, belli alanlarda ve "reşit"lik sonrası başlıyor. Cumhurbaşkanı'nın "eşi"nin başörtülü olması da bu anlamda bir sorun olmamalı. Ancak, bugün Türkiye'de hiçbir demokratın, çocukların başörtülü olmaları "hakkı"nı savunacağını sanmıyorum. Ne zaman, Caran d'Ache'ın ünlü karikatüründeki gibi, konuyu ilericilik-gericilik ekseninde mutlakçı bir kavgaya kilitlemekten vazgeçeceğiz? Ne zaman, başörtüsüne toptan karşı olmak ya da külliyen ondan yana olmak gibi bir mutlakçılığı bir kenara bırakıp bu ince ayrımları konuşacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/barts-meselesi.html' title='Başörtüsü Meselesi'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=6278693132001828100&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6278693132001828100'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/6278693132001828100'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-7161951339004918275</id><published>2007-12-20T18:03:00.000+02:00</published><updated>2007-12-20T18:06:44.377+02:00</updated><title type='text'>Bilge Sözler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x3j81k&amp;related=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x3j81k&amp;related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="350" height="350" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x3j81k_steve-jobs-ac-kal-budala-kal-alt-ya_people"&gt;Steve Jobs - Aç Kal Budala Kal (Alt Yazılı)&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br/&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/bilge-szler.html' title='Bilge Sözler'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=7161951339004918275&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/7161951339004918275'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/7161951339004918275'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-4965294590719272189</id><published>2007-12-16T13:54:00.000+02:00</published><updated>2007-12-16T13:55:44.090+02:00</updated><title type='text'>Mobil İmza ile Bağlan Hayata!</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/vW5wwJVSWcQ&amp;rel=1" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/vW5wwJVSWcQ&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/mobil-imza-ile-balan-hayata.html' title='Mobil İmza ile Bağlan Hayata!'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=4965294590719272189&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/4965294590719272189'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/4965294590719272189'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-1326773561704793482</id><published>2007-12-16T13:49:00.000+02:00</published><updated>2007-12-16T14:08:43.239+02:00</updated><title type='text'>Sayın Başkan</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/YwykBUwrcXM&amp;rel=1" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/YwykBUwrcXM&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan&lt;br /&gt;Gel benimle bir yürüyüş yap&lt;br /&gt;Yalnızca iki sıradan insanmışız&lt;br /&gt;Ve benden daha iyi değilmişin gibi davranalım,&lt;br /&gt;Sana bazı sorular sormak istiyorum&lt;br /&gt;Eğer dürüst konuşabilirsek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaktaki onca evsizi gördüğünde ne hissediyorsun?&lt;br /&gt;Uyumadan önce kim için dua ediyorsun?&lt;br /&gt;Aynaya baktıgında ne hissediyorsun?&lt;br /&gt;Gururlu musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalamnımız aglarken nasıl uyuyorsun?&lt;br /&gt;Bir annenin elveda devemeye firsati yokken&lt;br /&gt;Nasil rüya görüyorsun?&lt;br /&gt;Nasil başın dik yürüyürosun?&lt;br /&gt;Yine de gözlerimin içine bakarak&lt;br /&gt;Bana bunların sebebini söyleyebilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan&lt;br /&gt;Yalnız bir çocuk muydun?&lt;br /&gt;Yalnız bir çocuk musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl söylersin?&lt;br /&gt;Geride hiçbir çocugun kalmadıgını&lt;br /&gt;Aptal degiliz ve kör degiliz&lt;br /&gt;Hepsi senin hucrelerinde oturuyorlar&lt;br /&gt;Sen cehemneme giden yoklu doserken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasil bir baba&lt;br /&gt;Kendi hızının haklarını elinden alır?&lt;br /&gt;Ve nasıl bir baba&lt;br /&gt;Eşcinsel oldugu icin kızından nefret ederdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;First Lady'nin ne demesi gerektigini &lt;br /&gt;Yalnızca hayal edebiliyorum&lt;br /&gt;Viski ve kokainden buraya uzun bir yol katettin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalanımız aglarken nasıl uyuyorsun&lt;br /&gt;Bir annenin elveda demeye firsati yokken&lt;br /&gt;Nasil rüya görüyorsun?&lt;br /&gt;Nasil başın dik yürüyorsun?&lt;br /&gt;Yine de göslerime bakabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim&lt;br /&gt;Bir bebek yoldayken asgari ücret&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim&lt;br /&gt;Bombalar onları götürdükten sonra&lt;br /&gt;Evini yeniden yapmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim&lt;br /&gt;Bir karton kutudan bir yatak yapmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim&lt;br /&gt;Sıkı çalışmak sıkı çalışmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkı çalışmak hakkında hiçbirşey bilmiyorsun&lt;br /&gt;Sıkı çalışmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece nasıl uyuyorsun?&lt;br /&gt;Nasıl başın dik yürüyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan&lt;br /&gt;Benimle asla bir yürüşe çıkmazdın&lt;br /&gt;Değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/sayn-bakan.html' title='Sayın Başkan'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=1326773561704793482&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1326773561704793482'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/1326773561704793482'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12916669.post-906198276719418323</id><published>2007-12-10T14:34:00.000+02:00</published><updated>2007-12-16T14:42:06.281+02:00</updated><title type='text'>Yaşamın Kıyısında - Fatih Akın</title><content type='html'>&lt;object width="350" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/GxBrMrLjnAM&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/GxBrMrLjnAM&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="350" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Yorumlarım kısa süre sonra burada&lt;/span&gt;</content><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.deniztuncalp.com/2007/12/yaamn-kysnda-fatih-akn.html' title='Yaşamın Kıyısında - Fatih Akın'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12916669&amp;postID=906198276719418323&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.deniztuncalp.com/atom.xml' title='Yazı Yorumları'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/906198276719418323'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12916669/posts/default/906198276719418323'/><author><name>Deniz Tuncalp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12903256001765912711</uri><email>noreply@blogger.com</email></author></entry></feed>